Herkese merhaba! Bölüm sonunda buluşalım, keyifli okumalar dilerim.
Bir an gözümüze küçük gelen bu anlar sandığımızdan çok daha mühimdi. Bir an, kesinlikle her şeyi değiştirebilirdi.
“Acil ameliyathaneyi hazırlayın!”
“Çok kan kaybetmiş! Hastanın kan grubu ne?”
“Gece! Gece! Gece! Bak bana! Kendine gel! Cenk için!”
Ayakta duramıyordum, şu an etrafımda olan hiçbir şeyi kavrayamıyordum. Ellerime, yüzüme, kıyafetlerime Cenk’in kanı bulaşmıştı… Nefes alamıyordum, Cenk nefes alamıyorken nasıl nefes alabileceğimi bilmiyordum…
Barlas komiserin beni sarsmasıyla söylediklerini kavramaya çalıştım. “Gece! Cenk’in kan grubu ne? Gece!”
Güçlükle konuşmaya çalıştım. “A… A… Rh+”
“Buradan sonrasında gelemezsiniz. Lütfen burada bekleyin.”
“Cenk! Cenk!”
“Gece dur! Hayır! Gece!”
Hatırladığım son şey ameliyathanenin önünde ayaklarımın daha fazla dayanamaması sonucu yere düşmüş olmam ve avazım çıktığı kadar Cenk’in adını haykırmamdı. Sonra gözlerim kararmaya başladı, buğulu olan bakışlarıma karanlık eklendi. Ben ne yapacağımı bilmiyordum, ona bir şey olursa ne yapardım bilmiyordum! Gözlerim usulca, bilincim istemsizce kapanırken son kez Cenk’in adını haykırdım ve kendimi uçsuz bucaksız bir karanlığın içinde buldum.
MASAL
İstanbul’da olduğumuz bir ay boyunca, yapmamamız gereken şeyler yaptık. Âşık olduk, mutlu olduk, inandık, içinde olduğumuz bataklığı kurutursak temizleniriz sandık, yapamadık, bataklığı kuruttuğumuzda bizde içinde battık… Aslı’nın katilini bulmanın bize iyi geleceğini düşünmüştük hep ama yanılmışız. Daha gözümüzün önünde olup bitenleri göremezken, bir katili bulmanın bizi mutlu edeceğine inanacak kadar aptaldık. Geçmiş, unutulmanın intikamını hepimizden fazlasıyla almıştı. Katili ararken Aslı’ya olan vicdan azabımızın yeniden yeşilleneceğini, katilin yakınımızdan çıkma ihtimalini ve bu süreçte kimseye güvenmememiz gerektiğini aklımıza getirememiştik. Hep içten içe birbirimizden şüphelenmiştik ama aramızdan birinin katil çıkma ihtimaline rağmen katil bulununca tamamen mutlu ve huzurlu olacağımıza inanmıştık. Fakat şimdi, her şeyin sonuydu. Her şey bitmişti. Bitmediyse bile artık bitmesini diliyordum. Daha ne yaşayabilirdik? Cenk vurulmuştu, Gece yaşadıklarını kaldıramamış bayılmıştı, Lalin ölü gibiydi, Kumsal kendinde değildi, ben şoktaydım… Daha kötü ne yaşayabilirdik?
Barlas komiser elinde kahvelerle yanımıza geldiğinde düşüncelerimden sıyrılarak ona doğru döndüm. “Teşekkürler.” Burukça gülümsedi. “Rica ederim.”
Acı içimizi bu denli sarmışken, hiçbirimiz konuşamıyorduk. Elimizde tuttuğumuz kahveler akrep ve yelkovan ilerledikçe soğudu, buz gibi oldu. Aklımız Cenk’teydi. Ona bir şey olabileceği düşüncesi hepimizi zihnimizdeki karanlığa hapsediyordu.
“Cenk! Cenk nasıl!”
Hepimiz kafamızı sesin geldiği yere doğru çevirdiğimizde içimdeki panik dalgası arşa çıktı. Burak buraya gelmişti ve şu an Kumsal sinir krizi geçirmenin eşiğindeydi. Konuşmak için yanlış bir zamandı.
“Cenk iyi mi?”
Kumsal oturduğu yerden ayağa fırladığında hepimiz onu durdurmak için koştuk. “Ya sen hangi yüzle buraya gelebiliyorsun! Aslı öldü, Cenk ölüm döşeğinde, biz bitik haldeyiz! Daha ne istiyorsunuz!”
Her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Kumsal elimizden kurtularak Burak’ın üzerine atladı. Suratına sert bir tokat attıktan sonra göğüs kafesini yumruklamaya başladı. Burak, Kumsal ona acımasızca vururken kımıldamıyor, kendini korumaya çalışmıyordu. Kumsal’ı çekerek Burak’tan uzaklaştırmaya çalıştığımız sırada polisler geldi. Burak’ın bileklerine kelepçe takmaya çalışırlarken Burak ona vuran Kumsal’a sarıldı. Bu sarılma öylesine bir sarılma değildi, içtendi. Burak bu olayda suçlu muydu bilmiyordum fakat gözlerinde pişmanlık olduğunu görebiliyordum. Kumsal şu an yaşadığı sinir kriziyle bu pişmanlığı göremiyor gibiydi ama Burak kendisine sarıldığında ona vurmayı bırakarak sessizce gözyaşlarını akıttı.
Sonrasında Burak polislere direnmedi. Bileğindeki kelepçelerle bizden uzaklaşırken son kez konuştu. “Size her şeyi anlatacağım, ben suçlu değilim!”
O, polislerle birlikte hastaneden ayrıldığında biz de sessizce yerlerimize oturduk. Kumsal oldukça kötü görünüyordu fakat bakışlarımı Lalin’e çevirdiğimde onun Kumsal’dan daha kötü bir halde olduğunu gördüm. Az önce biz Burak ve Kumsal’ı ayırmaya çalışırken de yerinden kalkmamış, herhangi bir tepki vermemişti.
Bu yüzden önce Lalin ile sonra Kumsal’la ilgilenmeye karar verdim. Ayağa kalkarak Lalin’in yanına oturdum ve hafifçe sırtını sıvazladım. “Lalin, iyi misin?” Kafasını salladı. “Değilim.”
Kendimi o kadar çaresiz ve işe yaramaz hissediyordum ki… Lalin ölü gibiydi, Gece kendinde değildi, Kumsal gözümüzün önünde mahvoluyordu ve benim yapabildiğim tek şey burada oturup beklemekti. Lalin’e ve Kumsal’a iyi gelmek istiyordum fakat bunu nasıl yapabileceğimi bilmiyordum. Lalin’e iyi gelebilmek için birkaç bir şey söylemeye karar vermiştim ki söyleyeceğim klişelerin ona iyi gelmeyeceğini anlayarak sustum. Onun yerine ona sarılmaya karar verdim. Biliyordum ki bazen bazı anlarda kelimeler bir işe yaramazdı, hislerse kendimize gelmemizi veya girdiğimiz girdapta kaybolmamızı sağlardı. Lalin son yaşadıklarının vermiş olduğu hisle, bir girdaptaydı. Sıkıca sarılsam da onu o girdabın içinden çıkaramayacağını biliyordum fakat bir nebze iyi gelmesini umuyordum.
“Lalin… Gel buraya…” Ona sıkıca sarıldığımda, itiraz etmedi fakat bana sarılmadı da. Şoktaydı, saatlerdir hareketsizce oturuyor, konuşmuyordu. Bu yüzden bana sarılmamasına aldırış etmeden daha çok sarıldım ona. Buna ihtiyacı olduğunu biliyordum, yanında olduğumu bilmeliydi.
Bir süre ona sarıldıktan sonra kalkarak Kumsal’ın yanına oturdum. “Kumsal, iyi misin?” Yüzünü bana döndü. Sessizce ağlıyordu. Gözyaşları yanaklarını ıslatırken hissizce güldü. “Bu haldeyim işte…”
Ona da sıkıca sarıldım. “Yapma böyle! Bana Burak suçlu değilmiş gibi geliyor hem Deniz her şeyi itiraf etti sende duydun. Burak’ın bir suçu yok demek ki.” Kumsal alayla güldü. “Katil olmaması suçlu olmadığı anlamına gelmiyor. Onlar çok yakındı! Burak’ın Aslı’yı bildiğine o kadar eminim ki… Aslı’nın konusu açıldığında hiçbir zaman yüzüme bakmadı, üzülüyor diye düşündüm hep ama şu an yanıldığımı hissediyorum Masal. O da Deniz kadar suçlu, hatta böyle bir şeyi örtbas ettiği için Deniz’den bile daha çok suçlu benim gözümde! Beni gerçekten seviyor olsaydı ben gözünün önünde bu kadar acı çekerken o bunları örtbas etmezdi. Lalin’de bende aldatıldık Masal ve bu hayatımda gördüğüm en berbat aldatma şekliydi… Hayatında başka biri olsa bile bu kadar yıkılmazdım, o benim en büyük acımın sebebiymiş, bunca zamandır beni kandırmış! Asıl ihanet bu işte, asıl ihanet bu yaşadıklarımız…”
Söylediklerinin üzerine ne diyeceğimi bilmiyordum çünkü haklıydı. Yaşadıklarımız çok ağırdı, Lalin ve Kumsal ise en çok harap olanlarımızdı. Herkesin olaylara olan yaklaşımı, bakış açısı ve hisleri farklıdır. Bu yüzden ben her ne kadar Kumsal’ı ve Lalin’i anlasam da asla tam olarak anlayamayacaktım.
“Ne desen haklısın. Biliyorum söyleyeceklerim yaşananları değiştirmez fakat lütfen daha fazla kendini hırpalama, zarar gören sen, ben, biz oluyoruz onlar değil.” Dolan gözlerime karşılık, Kumsal burukça gülümsedi. “İyi olmaya çalışacağım, teşekkür ederim Masal. Her düştüğümde yanımda olduğun için teşekkür ederim…” Ben de ona burukça gülümsedim. “Seni seviyorum.”
Biz birbirimizi teselli etmeye çalışırken az önce hemşireyle konuşan Barlas Komiser yanımıza geldi. “Gece uyanmış, isterseniz görebilirsiniz.” Heyecanla Kumsal’a döndüm. “Ben Gece’ye bakayım o zaman. Sen de istersen Lalin’in yanında kal…” Kumsal kafasını salladı. “Tamam.”
Kumsal’a burukça gülümseyerek ayağa kalktım ve Barlas Komiser ile birlikte Gece’nin kaldığı odaya doğru ilerlemeye başladım. Barlas Komiser’e gerçekten minnettardım. Bize Aslı’nın dosyasında, katilin bulunmasında, her konuda çok yardımcı olmuştu. Deniz yakalandıktan sonra Cenk hastaneye onun sayesinde yetişmişti, Gece’yi kendine getirmeye çalışmıştı, bizimle ilgilenmişti…
Gece’nin kaldığı odaya geldiğimizde Barlas Komiser konuştu. “Ben Kumsal’la Lalin’in yanına gideyim, siz rahatça konuşun. Bir sıkıntı olursa ara beni.” Gülümsedim. “Tamam, teşekkür ederim her şey için…” Barlas Komiser kaşlarını çatarak konuştu. “Bir şey yapmadım. Teşekkür etmene gerek yok.” Kafamı sallayarak gülümsedim ve Barlas komiseri ardımda bırakarak Gece’nin kaldığı odaya girdim.
GECE
Gözlerimi kırpıştırarak bulanık görüşümü netleştirdiğimde neler olduğunu hatırlamaya çalıştım. Birkaç saniye sonra yaşanan her şey beynimin içinde ışık hızıyla canlandığında korkuyla yatakta fırladım. “Cenk!”
Sesimi duymasıyla yanıma gelen hemşire sakince beni yatağa geri yatırdı ve birkaç bir şey söyledi. Fakat ne söylediğini kavramayacak kadar aklım başımdan gitmişti. Cenk benim çocukluğumdu, yirmi altı yılımdı, ailemdi… Onsuz yaşamayı bırakın, nefes alabilme düşüncesi bile kalbimi sıkıştırıyordu. Ben onla büyümüş, onunla yaşamıştım. Şimdi beni böylece bırakıp giderse yapamazdım, nefes alamazdım, yaşayamazdım… Nasıl olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Onu görmeliydim. Onu görmeden yapamazdım. Aldığım nefesler boğazıma dolanıyordu, o şu an nefes alabiliyor mu onu bile bilmiyorken nefes alabildiğim için kalbim nefeslerimi tökezletiyordu. Hemşirenin ne dediğini hâlâ anlamıyordum. Yaptığım tek şey Cenk’in adını sayıklamaktı. Uyanıktım fakat bilincim yerinde değildi ve Cenk’i görmeden de yerine gelmeyecekti. Pişmandım, çok pişmandım. Son zamanlarda istemeden de olsa onu çok üzmüştüm. Aptaldım ben! Aptal! Cenk’le ilgili nasıl bir kafa karışıklığım olabilirdi? Bunca zaman o benim hayatım olmuşken, benim nasıl kafam karışabilirdi? Ben bilsem, böyle olacağını bilsem, onu hiç üzer miydim? Üzmezdim. Şimdi uyansa, yanımda olsa, bir daha kalbini kırar mıydım? Kırmazdım, kıramazdım… Çaresizdim, onun şu an ne halde olduğunu bile bilmiyorken benim yapabildiğim tek şey bilincimi kaybetmekti. Onunla yaşadığımız anılar gözlerimin önünde bir bir canlanırken dua ettim, iyileşmesi için, yine eskiye dönebilmemiz için dua ettim.
Masal odaya girdiğinde gözyaşlarımla buğulanmış gözlerimi ona çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. “Gece! İyi misin?” Halsizce konuştum. “Cenk… Cenk nasıl?” Saçlarımı okşarken gözlerini kaçırarak sorumu yanıtladı. “Hâlâ ameliyatta, bir haber yok… Ama sen sakin ol, içini ferah tut. Cenk bu, çok güçlü bunu da hemen atlatacak.”
“Masal ben yapamıyorum, düşünemiyorum onsuz bir hayat! Ya ona bir şey olursa? Ya o…”
Masal hızlıca kafasını salladı. “Hayır… Hayır, Cenk’e bir şey olmayacak, inan bana Gece, olmayacak. O yine ayağa kalkacak, yanımızda olacak.” Ona sıkıca sarıldım. “Yanımızda olmazsa yapamam ben zaten, yaşayamam…”
Biz birbirimize sarılırken hemşire odaya geldi. Kolumdaki bitmiş serumu çıkardığında hızlıca yatakta doğruldum. Masal bu hareketime karşılık beni durdurarak konuştu. “Gece, biraz daha dinlen istiyorsan. İyi değilsin.”
Kafamı salladım. “Hayır. Cenk kötüyken ben burada yatıp dinlenmek istemiyorum. Zaten o uyanmadan iyi olamayacağım Masal, en azından uyanmasını bekleyeyim!” Masal usulca kafasını salladı, beni anlıyordu, neler hissettiğimi az da olsa anlıyordu.
Masal ve hemşirenin yardımıyla ayağa kalktığımda odadan çıktım ve ameliyathanenin önüne doğru yürümeye başladım. Hemşireyle Masal yanımdan ayrılmamıştı, koluma girerek yürümeme yardımcı oluyorlardı.
Ameliyathanenin önüne geldiğimizde Lalin’i, Kumsal’ı ve Barlas komiseri gördüm. Hepsi oldukça berbat gözüküyordu. Benim geldiğimi gören Barlas komiser ayağa kalkarak yanıma geldi. “Gece, iyi misin?” Gözyaşlarımı daha fazla tutamayarak yanaklarıma süzülmesine izin verirken kafamı salladım. “Değilim…”
“Sakin ol, uyanacak Cenk, kendisini çok fazla tanımıyorum ama güçlü biri olduğu her halinden belli, savaşıyor ve bu savaşı kazanacak.” Ameliyathanenin kapısında oyalanan bakışlarımı Barlas komisere çevirdim. “Kazanacak, değil mi?”
Barlas komiser kafasını salladı. “Kazanacak. Şimdi sil gözyaşlarını, Cenk uyandığında seni böyle mi görsün istiyorsun Gece?” Gözyaşlarımı sildim. “Hayır, üzülür beni böyle görürse…”
Barlas komiser burukça gülümsedi. “Evet, o yüzden toparla kendini. Ben siz gelmeden önce hemşireyle konuştum, ameliyat hâlâ devam ediyormuş, isterseniz kantine geçelim size iyi gelir temiz hava toparlanırsınız biraz.”
Lalin haricinde hepimiz bu fikri onayladık. Lalin ise tam tahmin ettiğim gibi, hareketsizce yere bakıyor, konuşmuyor hatta büyük ihtimalle bizi duymuyordu. Şoktaydı. Yanına gittim ve yavaşça elimi omzuna koydum. “Lalin, gel hadi, kantine gidiyoruz.”
Yavaşça elinden tutarak onu ayağa kaldırdığımda hâlâ konuşmuyordu. Koluna girdim ve onunla birlikte yürümeye başladım. Açıkçası çok korkuyordum. Lalin’in yaşadığı şey çok ağırdı, bizim yaşadıklarımızın iki katıydı ve bunun onu karanlık boşluğa sürüklemesinden çok korkuyordum. Yavaş adımlarla merdivenleri indiğimizde, kantinin balkonundaki en köşede kalan masaya oturduk. Rüzgâr hafifçe saçlarımı savururken nefes almaya çalıştım fakat başarılı olamadım. Üstüme hâlâ Cenk’in kanı vardı… Şu an bu masada oturuyordum fakat ruhum burada değil, Cenk’in yanındaydı. O yanımda yokken, doğru düzgün nefes alamıyorken ölüyor gibi hissediyordum. Sanki hayatlarımız birer gökdelendi, biz onları zorda olsa büyütmeyi ve sağlamlaştırmayı başarmıştık.
Aslı ve Aslı’nın katili ise bizim depremimizdi, sarsıcı bir depremle gökdelenlerimizi yıkmış, bizi enkazın içinde bir başımıza bırakmışlardı. Bir cezayı hak etmiş miydik? Evet. Bu kadarını hak etmiş miydik? Hayır.
Aslı’nın katilini bu kadar zamandır aramadığımız için suçluyduk, vicdan azabı da çekiyorduk fakat bu kadarını hak etmemiştik. Sevdiklerimizle sınanmayı hak etmemiştik. Hayatımızın tek bir olayla enkaza dönüşmesini hak etmemiştik. Suçluyduk, evet fakat bizim tek suçumuz geçmişi unutmaktı. Aslı’yı biz öldürmemiştik, bu kadarını hak etmiyorduk.
“Bakın, haberlere çıkmış…” Barlas komiserin sesiyle kafamdaki düşünce yığınını bir kenara ittim ve bakışlarımı duvara monte edilmiş olan küçük televizyona çevirdim.
“Evet sayın seyirciler, bugün ana habere Türkiye gündemine bomba gibi düşen Aslı Göktaş davasıyla başlıyoruz. On yıl önce gittiği dershanenin sekizinci katından aşağıya itilen Aslı Göktaş’ın cinayet dosyası delil yetersizliğinden dolayı kapatılmıştı. Bu ayın başında bulunan delillerle yeniden açılan dosyada büyük gelişmeler katedildi ve katil bulundu! Bugün bir dağ evine yapılan baskında, ünlü iş insanı olan katil D. K. kaçmaya çalışırken yakalandı. Polisler gelmeden önce D. K. ve Aslı Göktaş’ın yakın arkadaşları arasında çıkan şiddetli tartışma sonucunda D. K.’nin ünlü avukat Cenk Eroğlu’nu vurduğu söyleniyor. Ünlü avukat Cenk Eroğlu şu an özel bir hastanede tedavi görüyor. İki kurşun yarası alan Cenk Eroğlu’nun ameliyattan hâlâ çıkmadığı ve durumunun ağır olduğu iddiaları da söylentiler arasında…”
Tüm bu yaşadıklarımız, bizim yıllarımızı almışken insanların birkaç dakika da anlatabilmesi çok tuhaf geliyordu… Yaşadıklarımız hakkında ne diyebileceğimi bilmiyordum, ölümle yaşam arasındaki ince çizgideydik ve bulunduğumuz bu nokta beni mahvediyordu.“Siz Cenk Eroğlu’nun yakınlarısınız değil mi?” Yanımıza gelen hemşirenin sesini duymamla bakışlarımı ona çevirdim. “Evet?” Hemşire bize gülümsedi. “Cenk Eroğlu ameliyattan çıktı ve durumu iyiye gidiyor…”
Eveet, bir bölümün daha sonuna geldik. Düşünceleriniz neler?
Yorumlarınız benim için çok kıymetli, bu yüzden lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sizi çok seviyorum kendinize çok iyi bakın!!!
Bir yanıt yazın