Herkese merhaba! Yeni bölümle karşınızdayım, bölüm sonunda görüşmek üzere keyifli okumalar dilerim.
Kurşunlar bedenime saplanmamıştı ama bedenime saplanan ihanet bir kurşunun bırakabileceğinden daha fazla hasar bırakmıştı.
“Sakin ol… İyiyim işte. Hadi ama! Ağlama…” Gülümsedim ve sanki daha sıkı sarılabilirmişim gibi sıkıca sarıldım. Evet, Cenk uyanmıştı ve bende ona sarılarak mutluluktan ağlıyordum. Onu gerçekten özlemiştim, ona bir şey olabileceği düşüncesi beni mahvetmiş, onsuz geçirdiğim saatler asırlar gibi geçmişti.
“Ben kalkayım artık, karakola geçmem gerekiyor. Ara sıra uğrayacağım size. Tekrardan geçmiş olsun Cenk.” Barlas Komiser oturduğu koltuktan kalktığında Cenk de doğrulmaya çalıştı fakat Barlas Komiser onu durdurdu. “Kalkma kalkma.” Barlas Komiser, yanına giderek önce Cenk’le, sonra bizimle vedalaştı ve odadan çıktı.
Hepimiz sessizliğe gömüldüğümüzde Masal bu sessizliği bozan kişi oldu. “Kumsal ve Lalin biz de biraz hava alalım, bahçeye çıkalım. Ne dersiniz?” Kumsal kafasını salladı. “Olur. Lalin, gel hadi bahçeye çıkıyoruz…”
Cenk’le konuşabilmemiz için bizi baş başa bırakmaya çalışmalarını anlayarak Masal’a döndüm ve sessizce gülümsedim. O da bana göz kırparak gülümsedikten sonra Kumsal ve Lalin’e birlikte odadan çıktı.
Cenk’le odada baş başa kaldığımızda kafamı omzundan kaldırarak ona döndüm. “Sanırım konuşmamız gerekiyor…”
Gülümsedi. “Evet, konuşmamız gerekiyor.” Bakışlarım bal rengi gözlerinde gezinirken merakla sordum. “Bilincini kaybetmeden önce… Sana dediğim şeyi hatırlıyor musun?” Ellerini saçlarımda gezdirirken konuştu. “Evet, hatırlıyorum.”
Bir süre ikimizde sessiz kaldığımızda merakla konuşmaya devam ettim. “Bir şey demeyecek misin?” Benim bakışlarım onun gözlerinde yer etmişken onun bakışları elleriyle sevdiği saçlarımdaydı.
“Bilmiyorum Gece… Ne demem gerektiğini bilmiyorum çünkü o sözlerin sadece beni kaybedebilecek olma korkusuyla ağzından çıktığını düşünüyorum. Bu yüzden de hiç duymamış gibi yapmak daha iyi hissettiriyor.”
Elimi yanağına koyarak bana bakmasını sağladığımda kafamı salladım. “Hayır Cenk, o sözleri seni kaybedebilecek olma korkusuyla söylemedim, seni gerçekten sevdiğim için söyledim. Sen benim yirmi altı yılımsın, hayatımsın -bunu öylesine bir laf olarak söylemiyorum sen benim gerçekten hayatımsın- çocukluğumsun, yanında olduğumda mutlu olmamı sağlayan, yüzümü güldüren insansın… Cenk, ben seni seviyorum, seni çok seviyorum…”
Gözlerimiz birbirine kilitliyken Cenk gülümsedi. “Gel buraya…” Ona sıkıca sarıldığımda o da bana aynı şekilde sarıldı. İkimizde bir süre sonra kahkahalarla gülmeye başladık. Yaşadıklarımız, hissettiklerimiz, biz… Her şey karmakarışıktı, her şey ani ama yavaş bir hızla gelişmişti ve bunların sonucunda yavaş yavaş delirdiğimizi hissediyordum.
Kahkahalarımız kendini sessizliğin kollarına bıraktığında Cenk sanki bir sır veriyormuş gibi sessizce konuştu. “Bataklıkta çiçek açmaz diyenler yanılmışlar, bataklıkta çiçek açarmış. Biz bataklıkta açan bir çiçek gibiyiz…” Gülümsedim. “Evet, bu pis bataklığın en güzel çiçeğiyiz!” Kafamı boynuna daha çok gömerken Cenk güldü. “Evet, en güzeliyiz…”
Kapının çalmasıyla bölündüğümüzde biz daha sesimizi çıkarmadan kızlar içeri girdi. “Pat diye daldık böyle ama yağmur yağmaya başladı üşüdük.” Cenk’le birlikte gülmeye başladık. “Sıkıntı yok Masal, gelin.”
Masal, Kumsal ve Lalin içeri geçip geniş koltuğa oturduğunda Cenk’le gözümüz aynı anda aynı kişiye takıldı: Lalin’e… Cenk kızların duyamayacağı bir sesle kulağıma fısıldadı. “Lalin nasıl?”
Burukça konuştum. “Göründüğü gibi çok kötü… Konuşmuyor, hareket etmiyor, şokta. Adeta kendini kafasının içine hapsetti.” Cenk de Lalin’e oldukça üzülmüştü. “Keşke ona iyi gelmenin bir yolu olsa.” İç çektim. “Keşke…”
“Konuşturmaya çalışsak iyi gelm-”
“Cenk!”
Kapının gürültüyle açılmasıyla Cenk’in cümlesi yarım kalmıştı. Hepimiz şaşkınlıkla gelenin kim olduğuna bakmak için kafamızı kapıya çevirdiğimizde gördüğümüz kişi bizi şok içinde bırakmıştı. Gelen Burak’tı.
“Cenk! Kardeşim, iyi misin?” Hepimiz şok içinde Burak’a bakarken Kumsal, Burak’ın üstüne atladı. “Ya ben sana ne dedim? Ne dedim? Ya sen ne kadar yüzsüz birisin ya! Daha ne istiyorsun bizden?” Kafamı Cenk’in omzundan kaldırarak hızla Kumsal’ın yanına koştum ve onu Burak’tan uzaklaştırdım.
“Kumsal dur, bir dinleyelim ne diyecekmiş.” Burak nefes nefese konuştu. “Ben suçlu değilim. Bi’ beni dinleyin, lütfen…” Cenk gerginlikle araya girdi. “Dinliyoruz, Burak.”
Burak anlatmaya başladı. “Ben suçlu değilim! Ben Aslı’yı tanımıyorum bile. Polislere gereken şeyleri söyledim, suçsuz olduğum kanıtlandı. Tüm suçlu Deniz. Be-” Kumsal sakince araya girdi. Bu sakinlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. “Tek bir şey soracağım, tek bir şey… Deniz’in katil olduğunu biliyor muydun?”
Burak duraksadı. Bakışlarını üzerimizde gezdirdi. Birkaç saniye sonra Kumsal’ın sorusunu yanıtladı. “Biliyordum ama b-”
“Yeter! Çık dışarı! Ben duyacağımı duydum!”
“Kumsal bir dinle lütfen! Lütfe-”
Kumsal, Burak’ı iterek odadan çıkartıp kapıyı suratına kapattığında hepimiz şok içinde az önce olanları kavramaya çalışıyorduk. Biz ona bakarken Kumsal gerginlikle konuştu. “Benim için bu kadarını duymak yeterliydi. Katilin Deniz olduğunu biliyormuş ve susmuş, gerisini duymaya ihtiyacım yok.” Ne söylese haklıydı. Kafamı salladım. “Haklısın.” Bu sırada camdan dışarıya bakan Lalin ayağa kalkarak kapıya doğru ilerledi. Bu durum hepimizi şaşırtmıştı çünkü Lalin yaşananlardan sonra ilk defa bir tepki veriyordu. “Lalin nereye gidiyorsun? Bekle bizde gelelim seninle!”
Lalin kafasını salladı. “Hayır gelmeyin, biraz hava alacağım.” Sesi o kadar cansız ve çatlak çıkmıştı ki hepimiz olduğumuz yerde kalmıştık. O odadan çıkıp gittiğinde Cenk sedyede doğrulmaya çalışırken konuştu. “Bırakın yalnız kalsın, çok şey atlattı.”
Cenk haklıydı. Kafamı salladım ve Cenk’in doğrulmasına yardım ederken Lalin ile ilgili düşüncelerimi kafamın içindeki kuyuya atmaya çalıştım…
Lalin yıkılmış bir haldeydi. Ayakta duracak gücü bile kendinde bulamıyordu fakat gördüğü manzaradan ötürü hastanenin bahçesine inmesi gerektiğini biliyordu.
Sarsak ve yavaş adımlarla bahçeye indiğinde usulca az önce odanın camından gördüğü kişinin yanına ilerledi. Başını ellerinin arasına almış ağlayan adamın yanına oturduğunda Lalin halsizce konuştu. “Anlat.” Burak kafasını kaldırarak kızarmış gözleriyle Lalin’e baktı. Lalin’in de ondan pek bir farkı yoktu. Birkaç saniye bekleyerek kendine ve Lalin’e toparlanmak için zaman verdi. Sonrasında anlatmaya başladı.
“O şerefsiz bana şantaj yaptı. Ailemle tehdit etti beni, kabul etmek zorunda kaldım. Aslı’yı gerçekten tanımıyorum. Onunla arkadaşlığımız eskiye dayanıyor, Gece’yle Cenk gibi. Bir gün yanıma geldi anlattı her şeyi, polise git dediğimde de kabul etmedi, ona yardım etmem için bana şantaj yaptı. Yemin ederim benim bir suçum yok bu olayda Lalin. Geceleri uyuyamıyorum yıllardır bu olayın ağırlığıyla. Şimdi diyeceksin ki tamam ama peki ya Kumsal? O şerefsiz Kumsal’la yakınlaşmamı istedi, sana yaptığı gibi ama ben gerçekten âşık oldum Kumsal’a, onu gerçekten seviyorum Lalin, çok seviyorum… Lütfen anla beni, bile isteye size zarar vermedim ben. Zorundaydım Lalin, zorunda kaldım. İnan bana size karşı olan davranışlarım ve sevgim yalan değildi, değil. Sizi gerçekten benimsedim ben, arkadaşım olarak gördüm. Kumsal’a gerçekten âşık oldum. Şu an ne dersem diyeyim ne kadar özür dilersem dileyeyim, yaptığım hiçbir şeyi geçirmeyeceğini biliyorum… Ama ben de sizin gibiyim, o benimde hayatımı kararttı. Asla bunları yaşamanıza sebep olmak istemezdim Lalin, durdurmak isterdim -ki bunun için inan bana çok çabaladım- ama yapamadım. Konuştum onunla her gün saatlerce yapma böyle diye ama beni dinlemedi, kimseyi dinlemedi. Herkesi parayla ya da şantajla susturdu. Bir şekilde olayın üstünü kapattı… Üzgünüm gerçekten… Yaptıklarımı değiştirmez ama üzgün olduğumu, mahvolduğumu bil…”
Lalin hiçbir tepki vermeden ayağa kalktı ve Burak’ın yanından ayrılırken hissizce konuştu. “Kumsal’la konuşurum.” Hastane odasına doğru sarsakça yürürken düşünebildiği tek şey hayatının nasıl bu noktaya geldiğiydi…
GECE
“Keşke biraz daha kalsaydın.”
“Gerek yok Gece, iyiyim ben. İki gündür yatıyorum zaten yeter.” Cenk’e gözlerimi devirdim. “Of Cenk, mızmız çocuklar gibisin. İki kurşun yedin bir zahmet yat iki gün, kaçmıyor işler merak etme.” Cenk, iki gündür kaldığı hastaneden taburcu ediliyordu. Tamamen iyileşmediği için evde dinlenmeye devam edecekti ama hastanede daha fazla kalmak istemiyordu. Biz hastanede kalıp kalmama konusunda Cenk’le didişirken odaya Lalin girdi. Hepimizin bakışları ona yöneldiğinde bizimle konuşmadan geniş koltuğa oturdu. Günlerdir olduğu gibi dalgındı. Ona iyi gelmesi umuduyla gülümseyerek konuştum. “Lalin, Cenk taburcu ediliyor. Bugün eve geçeceğiz.” Lalin gözlerini gözlerime sabitlediği ve hissizce konuştu. “Haklıydın.” Hiçbir şey anlamamıştım. Kaşlarımı çatarak sordum. “Ne?”
“Sonu kötü bitse bile yaşayıp tecrübe edinmek, neler olacağını görmek her zaman mantıklı bir yol değilmiş…”
Bu cümleyi Cenk bana âşık olduğunu söylediğinde, kızlarla dertleştiğimiz zaman kurmuş, neler olacağını görmenin mantıklı olduğunu ve denemem gerektiğini söylemişti. Geçmişi kafasında sürekli olarak düşünmesi ona zarar verirdi. Yaşadıklarından sonra bunu yapması oldukça normaldi ama yapmamalıydı. Canını daha çok yaktığını farkında bile değildi. Ayağa kalkarak yanına gittim ve ona sarıldım. “Lalin, yapma böyle… Hiçbir şey senin ya da bizim suçumuz değil. Üzgünsün, canın yanıyor biliyorum hem de çok iyi biliyorum ama lütfen yapma bunu kendine. Kendi kendini yiyip bitiriyorsun, bunu görmüyor musun?”
Sessiz kaldığında konuşmaya devam ettim. “Hem biz çok özledik seni, Lalin sen bize iyi gelebilen tek kişisin. Lütfen yapma böyle…” Ona daha da sıkı sarıldım. O da yavaş ve sıkı olmayan bir şekilde bana sarıldığında gülümsedim. Bir süre birbirimize sarıldıktan sonra taburcu olma işlemlerini halletmek için danışmaya gittim. İşlemleri hallettikten sonra kızlar ve Cenk’le birlikte hastane binasından çıktık. Binadan çıktığımızda bizi kalabalık basın mensupları karşıladı.
“Cenk Bey nasılsınız? Bir açıklama yapacak mısınız?”
“Aslı Göktaş’ın katilinin en yakın arkadaşlarınızdan biri olduğu doğru mu?”
“Lalin Hanım, sevgilinizin Aslı Göktaş’ın katili olduğu söyleniyor. Bu iddialar doğru mu?”
“Evet sayın seyirciler, şu an Cenk Eroğlu tedavi gördüğü hastaneden taburcu ediliyor. Yanında, sevgili oldukları iddiaları gündeme bomba gibi düşen ve çocukluk arkadaşı olan Gece Kaya, ünlü moda tasarımcısı Kumsal Alasoy, Tıp dünyasında adını sıkça duyuran Masal Özdemir ve başarılarıyla gündeme gelen veteriner Lalin Asil var. Lalin Asil’in sevgilisinin Aslı Göktaş’ın katili olan D. K. olduğu iddiaları da gündemi oldukça sarsmış durumda.”
Etrafımızdan gelen onlarca soruyla ve basınla birlikte arabaya doğru yürümeye çalışıyorduk. Bir açıklama yapmamız doğru olur muydu bilmiyordum. Açıklama yapıp yapmamayı düşündüğüm sırada Cenk sadece benim duyabileceğim bir sesle konuştu. “Gece, bir açıklama yapar mısın? Yoksa gitmeyecekler…” Kafamı salladım. “Olur ama ya yanlış bir şey söylersem?”
“Şu an için benim iyi olduğumu ve Aslı’nın dosyasıyla ilgili açıklamanın daha sonra yapılacağını söyle.” Kafamı salladım. “Tamam.”
“Arkadaşlar, şu an Cenk’in durumu gördüğünüz gibi iyi. Aslı Göktaş dosyasıyla ilgili açıklamayı da sonra yapacağız, teşekkürler.” Basın mensupları soru sormaya devam edip fotoğraflarımızı çekerken hızlıca arabaya bindik. Direksiyona ben geçmiştim. Hâlâ sorulan soruları duymazdan gelerek arabayı eve doğru sürmeye başladım. Hepimiz sessizliğe gömülmüş bir şekilde bir an önce eve gitmeyi düşünürken Masal’ın telefonu çaldı.
Kimin aradığına baktıktan sonra gerginlikle konuştu. “Aslı’nın babası arıyor…”
Eveet! Bir bölümün daha sonuna gelmiş bulunuyoruz, düşünceleriniz neler?
Sona ufak ufak yaklaşıyoruz, sizce neler olacak?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sizi çok seviyorum kendinize çok iyi bakın!!!
Bir yanıt yazın