Herkese merhaba! Sizi önemli bir bölümle baş başa bırakıyorum, bölüm sonunda buluşalım!
İnsanlara güvenme çabamız ya doğruların üzerini siyah gölgelerle çevreliyorsa? Ya biz soru işaretleriyle doğruların etrafında dönerek onları aramaya devam ediyorsak?
“Çıkarlar birazdan, telaşlanmayın.”
Hepimiz tekrardan sorguya çağrılmıştık. Cenk’in söyledikleri içime biraz olsun su serpmişti. Sonuçta Cenk avukattı ve prosedürü aramızda en iyi bilen kişi oydu. Kumsal’ın ve benim sorgum bitmişken Lalin ve Masal’ınki devam ediyordu. Cenk onlarla birlikte girmek istese de tek başlarına girmeyi tercih etmişlerdi. Cenk, Deniz, Kumsal ve ben koridora konulmuş, sorgu odasının yakınında bulunan koltuklarda oturarak Lalin ve Masal’ın çıkmasını bekliyorduk. Sürekli sorgulandığımız için artık ismini bildiğimiz ve az da olsa tanıdığımız Komiser Barlas sorgu odasına gireceği sırada bizi görerek adımlarını bulunduğumuz yöne çevirdi.
Yanımıza geldiğinde tek kaşını kaldırarak konuştu. “Merhaba. Aslı Göktaş cinayeti için buradasınız değil mi?” Kafamı salladım. “Evet.” Komiser Barlas kaşlarını çatarak Deniz’e döndü. “Siz geçen sorguya alınan şüphelilerden biri değil misiniz? Dershane sahibinin oğlu?” Deniz’e yönelttiği soruyla hepimiz şaşırmıştık.
Deniz duyduğu soruyla olduğu yerde kalmış, komiser Barlas’a bakıyordu. “Beni başka biriyle karıştırdınız sanırım.” Komiser de şaşırmış gözüküyordu. “Deniz Keskin değil misiniz? Sorgunuzun bir kısmına ben girmiştim, siz olduğunuza oldukça eminim.”
Deniz kafasını salladı. Dikkatli bakmayan biri görmezdi ama Deniz’in cevabı üzerine Komiser Barlas’ın gözleri kısa bir anlığına parladı. Konuşmasına devam etti. “Eğer ben doğru hatırlıyorsam, -ki görsel hafızam güçlüdür- Aslı’nın eski arkadaş grubuyla arkadaş olacağınızı hiç düşünmezdim…”
Deniz gerginlikle gülümsedi. “Yanlış hatırladığınıza eminim, daha önce hiç karşılaşmadık.” Komiser Barlas gülerek omuz silkti. “Peki, öyle olsun. Görüşmek üzere.”
Ne demekti şimdi bu? Deniz Aslı’yı tanıyor muydu? Babası gittiğimiz dershanenin sahibi miydi? Bu nasıl mümkün olabilirdi? Komiser Barlas işinde oldukça iyi ve zeki biriydi. Bu yüzden Aslı’nın dosyası ona verilmişti, duyduklarıma göre çoğu kişi sadece onun bu cinayeti aydınlatabileceğini söylüyordu. Böyle bir adamın bir insanı başka biriyle karıştırması bana göre mümkün değildi. Deniz başka biriyle karıştırılabilecek birisi de değildi. Zihnimde yankılan ses adeta beni beynimden vurmuşa döndürüyordu. Onca gündür yan yana olduğumuz, birlikte yiyip içtiğimiz, güldüğümüz, eğlendiğimiz, dertleştiğimiz insanın, katili geçtim şüpheli biri bile olabilecek olması beni oldukça germişti ve kötü hissettiriyordu.
Cenk, Kumsal ve ben şok içinde Deniz’e bakıyorduk. Hepimizin zihninde dönüp duran bir şüphe ve merak olduğuna emindim. Deniz ise belli etmemeye çalışsa da oldukça gergindi. Hayatımın bir döneminde bir süre psikoloji ile ilgilenmiştim, bu yüzden karşımdaki insanların beden dilini biraz okuyabiliyordum ve şu an Deniz’in oldukça gergin olduğuna emindim. Bunu belli etmemeye çalışarak konuştu. “Başka biriyle karıştırmış olmalı beni, ben Aslı’yı sizinle tanıdım.”
Sinirlenmiştim çünkü içimden bir ses Deniz’in doğru söylemediğini haykırıyordu. Tam kendimi durduramayarak gerçekleri anlatmasını söyleyecektim ki Cenk gülümseyerek konuştu. “Haklısın. Bu komiserler böyle, adamlar günde milyon tane insan görüyorlar, karıştırmaları normal.”
Cenk kimse fark etmeden bana kısa bir bakış attığında demek istediği şeyi anlamıştım. Onun yıllardır tanıdığım için bir kez daha şanslı olduğumu hissettim. Cenk, Deniz’e oyun oynuyordu. Benim gibi o da Deniz’den şüpheleniyordu ama şüphelenmiyormuş gibi görünmemizi istiyordu. Bir planı olduğuna emindim.
Kumsal’ın da pot kırmaması için telefonum çalıyormuş gibi yaparak ayağa kalktım. “Şirketten arıyorlar, konuşup geleyim hemen.” Herkes kafasını salladığında gelen aramayı yanıtlamış gibi yaparak telefonu kulağıma götürdüm. “Alo…”
Onlardan uzaklaşarak koridorun köşesinden döndüğümde telefonu kulağımdan çektim, telefonum hep sessizde olduğu için herkes gerçekten telefonumun çaldığına inanmıştı. Önce Cenk’le olan mesaj sohbetimize girerek hızlıca mesaj yazdım. “Kumsal’ın telefon ekranı Deniz’in görmemesini sağla, ona mesaj atacağım.” Cenk mesajıma cevap verdi. “Tamam.”
Hızlıca Kumsal’la olan mesaj sohbetimize girdim. “Kumsal, sakın bir şey söyleme. Şüphelendiğini farkındayım ama şüphelendiğimizi belli etmememiz gerekiyor.”
Mesajı gönderdikten sonra hızlıca koridoru dönerek yanlarına doğru ilerledim. O sırada Cenk Kumsal’ın önünde durmuş, Deniz’le Lalin hakkında konuşuyordu. Kumsal ise onun arkasında kalmış telefonuna bakıyordu. Sanırım attığım mesajı okuyordu. Onlara yaklaştığımda Kumsal’la göz göze geldik. Ona kimse görmeden göz kırptığımda hafifçe kafasını aşağı yukarı salladı. Deniz’den şüphelendiğini belli etmeyecekti.
“Hayırlı olsun tekrardan, gerçekten çok sevindim. Zaten ikiniz çok yakışıyordunuz.” Deniz gülümsedi. “Teşekkürler kardeşim. Darısı senin başına…” Kurduğu son cümlede bana baktığında yaptığı imayı anladım. Cenk’le olan konuşmamızdan haberi olmalıydı. Gerginlikle yüzüme sahte bir gülüş koyarak konuyu değiştirdim. “Birkaç projeyle ilgili aramışlar, önemli bir şey yok.”
Onlar cevap vermeye fırsat bulamadan Burak’ın sesini duyduk. “Selam.” Acaba Burak da az önce öğrendiğimiz şeyi biliyor muydu? Burak Deniz’in en yakın arkadaşıydı, bu yüzden onun her şeyi bilmesi muhtemeldi. Burak’tan da şüphelenmeye başlamıştım. Cenk de benim gibi düşünüyor olmalı ki bana kısa bir bakış attı. Kafamı belli belirsiz salladığımda beni anlamıştı. Biz olanları belli etmesek bile Burak Kumsal’ın sevgilisiydi, Kumsal her şeyi anlatabilirdi. Bu yüzden panikleyerek Kumsal’a bir bakış attım. Sarılıyorlardı. Çenesini Burak’ın omzuna yaslamıştı, yüzü bize dönüktü. Bakışlarımdan ne demek istediğimi anlayarak, “Tamam,” anlamında gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Onlar sarıldıktan sonra tekrardan koltuklara oturmuş beklemeye devam etmiştik. Birkaç dakika sonra Masal ve Lalin sorgu odasından çıktığında hepimiz yanlarına gittik. Lalin ve Deniz birbirlerine sarıldıklarında onlara panikle bakıyordum. Eğer Deniz şüpheliyse, hatta bir şüpheliden çok daha fazlasıysa, bundan en çok etkilenen kişi Lalin olacaktı. Lalin’nin bu zamana kadar hayatında uzun süreli bir ilişkisi olmamıştı. Deniz’le olan ilişkisi Lalin’e göre oldukça uzundu. Lalin daha çok kendi halinde takılan, eğlenen ve kendisi için aşka çok fazla inanmayan birisiydi. Fakat Deniz’e gerçekten âşık olmuştu. Onu görünce gözleri parlıyor, adını duyunca yüzü gülüyordu. En çok bu yüzden Deniz’in yalan söylememiş olmasını diliyordum. Ben en yakın arkadaşımı on yıl önce kaybetmiştim, şimdi tekrardan bir kez daha kaybetmek istemiyordum. Aslı bir daha geri gelmeyecekti ama onun katilini bulduğumuzda bizdeki acısı tekrardan filizlenecekti, belki de aynı günleri tekrar yaşayacaktık. Eğer katil tüm bunların üstüne yakınımızdan biri çıkarsa olacakları düşünemiyordum…
Lalin’i on yıl önce Aslı öldüğünde kaybetmiştim, her ne kadar değişmemiş gibi dursa da o aslında çok değişmişti, eski Lalin değildi. Aslı hepimize yaptığı gibi ondan da bir parça alıp yanında götürmüştü. Şimdi sevdiği adamın en yakın arkadaşının cinayetiyle bir ilgisi olabileceğini, olduğunu öğrenirse Lalin’i tamamen kaybederdik. Bunu biliyordum, Lalin’i tanıyordum.
Cenk’in omzuma dokunmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Gergince konuştu. “Hadi gel, eve gidiyoruz.” Kızlar, Deniz ve Burak önümüzde yürürken bizde Cenk’le arkadan geliyorduk.
Cenk bana olan duygularını anlattığından beri çok fazla konuşmuyorduk, konuşamıyorduk. Çoğu zaman kelimelere ihtiyaç duymadan bakışlarımızla konuşuyorduk, bu yüzden ağzımızdan dökülen kelimeler genellikle Aslı’nın soruşturmasıyla oluyordu. Hâlâ kararsızdım. Ne hissettiğimi bilmiyordum ne yapmam gerektiğimi bilmiyordum. Tek bildiğim Cenk’i gerçekten özlediğimdi. Onu ve onunla olan arkadaşlığımızı özlemiştim. İçimdeki sıkıntı dolup taştığında yanına gidip onunla konuşamamak beni üzüyordu, onu üzüyor olmak beni üzüyordu, onun yanıma gelemiyor olması beni üzüyordu… Bu konudaki en büyük destekçilerim kızlar olmuştu. Lalin ısrarla benim de Cenk’i sevdiğimi, gidip onunla konuşmam gerektiğini ve ikimize de daha fazla acı çektirmemem gerektiğini söylerken, Masal ve Kumsal düşünmek istiyorsam düşünmemi, en doğru kararı vermemi ve böylece günün sonunda kimseyi kırmayacak olmamı söylüyordu. Lalin ise bu görüşe olabildiğince karşı çıkıyor, Cenk’e olumsuz bir yanıt verince de üzüleceğimizi söylüyordu. Ona göre sonu kötü bitse bile yaşayıp tecrübe edinmek, neler olacağını görmek en mantıklı yoldu.
En azından kabul etmediğim için sonradan pişman olmaktansa kabul edip bir şeyler yaşadıktan sonra pişman olmamın daha iyi olacağını, yıllar geçse bile, “Acaba nasıl olurdu?” diye kafamda soru işaretleri kalmayacağını söylüyordu. Bir yerde tüm dedikleri doğruydu ama kızlarda haklıydı. Bu yüzden kafam oldukça karışıktı ve düşünmeden bir adım atıp Cenk’i de kendimi de üzmek istemiyordum. Düşüncelerimin zihnimde dönüp durduğu, bana uzun gibi gelen ama aslında kısa olan bir araba yolculuğundan sonra nihayet eve gelmiştik. Deniz ve Burak işleri olduğunu söyleyerek çıkmış, Cenk ise çok fazla konuşmadığımız için beni rahatsız etmek istemeyerek bir bahane bulup kendi evine geçmişti.
Kumsal, Masal ve Lalin ile kaldığımızda Masal ve Lalin hızlıca üzerlerini değiştirmek için odalarına gittiler. Kumsal’la ben ise salona geçmiş ne yapmamız gerektiğini konuşuyorduk. “Masal olanları bilmiyor.” Gerginlikle konuştum. “Evet, ona anlatmamız lazım.”
Kumsal da benim kadar gergindi. “Ama Lalin duymamalı, ne tepki vereceğini kestiremiyorum ben şahsen. Bize bir şey demese bile oldukça üzülecektir ve bence şu an onu üzmemize gerek yok. İlerleyen süreçte her şey er ya da geç ortaya çıkacak zaten.”
Ona katıldığımı belirterek kafamı salladım. “Haklısın. Ben Lalin’i bir şekilde oyalarım, sen de Masal’a olanları anlatırsın olur mu?” Kumsal kafasını salladı. “Olur.”
Lalin ve Masal olanlardan habersiz bir şekilde salona geldiğinde Kumsal’la bende odalarımıza geçerek hızlıca üzerimizi değiştirdik. Salona girdiğimizde gergin olduğumu belli etmemeye çalışarak gülümsedim. “Lalin, bir yanıma gelsene, sana bir konuda bir şey danışmam lazım.”
Masal şaşkınlıkla bana baktı. “Biz yabancı mıyız Gece? Neden bizim yanımızda konuşmuyorsunuz?”
Ah Masal! Zor olan durumu istemeden de olsa daha da zorlaştırıyordu. Aklıma gelen ilk yalanı söyleyerek soru işaretlerinin hedefi olmaktan kurtuldum. “Çünkü… Size sürpriz olmasını istediğim bir şey! Lalin hadi gel odada konuşalım. Sizde Kumsal’la o sırada sürprizimin ne olabileceğini tahmin etmeye çalışın!”
Lalin’i çekiştirerek odaya götürdüğümde o sırada onu oyalayabileceğim bir yalan bulmuştum. İkimizde yatağa oturduğumuzda gerçekten heyecanlıymış gibi anlatmaya başladım. “Lalin şimdi ben saçlarımı kestirdim ya, diyorum ki bir farklılık yapayım saçlarımı boyayayım… Ama böyle farklı bir renk olsun istiyorum. Mavi, mor, pembe, kırmızı gibi falan. Ne diyorsun?”
Şu an ciddi anlamda saçmalıyordum fakat Lalin bunu fark etmemiş gibi duruyordu. “Bilemedim ki şimdi. Yani sana her renk yakışır gibi ama rengine ben de karar veremedim. Sonra kararlaştırırız, hadi gel içeri geçelim.” Panikle konuştuğumda Lalin şaşırmıştı. “Dur!”
Tek kaşını kaldırarak bana baktığında gerginliğimi saklamaya çalışarak gülümsedim. “Telefonumda bir efekt var, saçı gerçekten boyalıymış gibi gösteriyor. Gel ondan bakalım yakışacak mı bana diye.”
Telefonumu çıkarmak için elimi cebime götürdüğümde telefonu salondaki cam sehpada bıraktığım aklıma geldi. Gerginlikle konuştum. “Telefonumu salonda unutmuşum, dur alıp geleyim. Sen de bekle burada.” Lalin ayağa kalktı. “Ben alırım otur sen.”
Kapıya doğru yürürken kolundan tutarak onu durdurdum. “Olmaz! Yani… Yani gerek yok, ben gidip alırım sen yorulma, otur!” Lalin beni kapının önünden çekerek kapıyı açtı. “Siz ne işler karıştırıyorsunuz Gece? O kadar gerginsin ki… Bir şeyler döndüğünü anlamayacağımı gerçekten düşünmüş olamazsın!”
Hızla salona ilerlediğinde bende peşinden koşuyordum. “Yani katil en başından beri yanımızda duruyor olabilir mi?” Masal’ın sesli söylediği cümleyle Lalin salonun kapısında olduğu yerde kalakalmıştı.
Birkaç saniye olduğu yerde durduktan sonra hızlıca Masal ve Kumsal’ın yanına ilerleyerek karşılarında durdu. “Neler oluyor? Benden ne saklıyorsunuz? Ve Masal, az önce kurduğun cümleyle ne demek istedin?”
Masal gerginlikle konuştu. “Hiç, hiçbir şey konuşmuyorduk.” Lalin sinirle bağırdı. “Sizin karşınızda aptal mı var! Sabahtan beri sorgudaydım ben farkında mısınız? Şimdi bir şey buldunuz ve bana söylemiyor musunuz?” Histerik bir kahkaha attı. “Ne o, yoksa benim katil olduğumu falan mı düşünüyorsunuz?”
Masal sinirle konuştu. “Hayır, senin katil olduğunu düşünmüyoruz. Ama evet! Bir şey bulduk ve senin canını acıtmamak için söylemiyoruz. Unutma Lalin, bazen fazla şey bilmek insanın canını çok yakar!”
Lalin sinirle Masal’a yaklaştı. “Ama ben bilmek istiyorum! bilmek hakkım! Bırak da ben karar vereyim neyin canımı yakıp neyin yakmayacağına!”
Masal iyice sinirlenmişti. “Madem bu kadar çok bilmek istiyorsun, bil o zaman! Deniz’in katil olabileceğinden şüpheleniyoruz ve oldukça da iyi kanıtlar var bence elimizde!”
Lalin kahkahalarla gülmeye başladı. “Ne? Deniz’den mi? Yok artık! Siz iyice paranoyaklaşmaya başladınız… Yalnız hatırlatmak istediğim ufak, minik bir detay var, minicik bir detay, Deniz Aslı’yı tanımıyor! Hatırlatayım, hani bizimle tanıdı onu falan, hatırladınız mı?”
Lalin’in kurduğu cümleler üzerine Kumsal bugün karakolda yaşananları anlattı. Lalin ise oldukça sinirliydi. Salonun ortasında sağa sola doğru yürüyor ve sessizce Kumsal’ı dinliyordu.
Kumsal her şeyi anlattığında gülmeye başladı. Kızlar neden güldüğünü anlamasa da ben gayet iyi anlamıştım, Lalin ne zaman sinirleri bozulsa kahkaha atmaya başlardı. Kafasının karıştığı hareketlerinden oldukça iyi anlaşılıyordu. “Bu söylediğinize inanmıyorum! O komiser Deniz’i başkasıyla karıştırmış olabilir ki öyle olmalı!”
Kumsal daha fazla sinirlerine hakim olamayarak bağırdı. “Lalin kendine gel! Hadi komiser başka birine benzetti karıştırdı diyelim, peki adını soyadını nasıl doğru bir şekilde söyleyebildi? Onu da mı karıştırdı! Bu kadar aptal olma!”
Lalin de sinirle Kumsal’ın üstüne yürüdü. “Aptalım öyle mi? Siz istediğiniz kadar saçmalamaya devam edin, ben Deniz’e inanıyorum! Siz mükemmel insanlarsınız ya, hadi oturun bu paranoyakça düşüncelerinizle Aslı’nın katilini bulmak için boşa kürek çekmeye devam edin! Bu şekilde ilerlerseniz biz bir on yıl daha bulamayız Aslı’nın katilini! Ama tabii ben aptalım ya, bu yüzden bu olayı senin gibi mükemmel bir insana bırakıyorum! Sen düşün sen bul Aslı’nın katilini, hadi bakalım konuştur o mükemmelliğini! Ben gidiyorum!”
Lalin kapının yanındaki askılığa asılı olan çantasını alıp hızlıca kapıyı çarparak çıktığında peşinden koştum fakat ben koridora çıktığımda çoktan asansöre binmiş olduğunu gördüm. Cenk de kapının çarpış sesini duymuş olmalıydı ki dairesinin kapısını açmış şaşkınlıkla olanları anlamaya çalışıyordu.
Gerginlikle konuştum. “Gelsene, acil konuşmamız gereken şeyler var…” Cenk hızlıca anahtarlıktan dairesinin anahtarını alarak kapıyı kapattı. “Geliyorum.”
Cenk geldiğinde ikimizde salona geçerek kızların yanına geçtik. Ortamda sinir bozan bir sessizlik oluşmuştu. Kızlar Cenk’le olanları bildiği için ne yapacaklarını çok kestiremiyor gibilerdi. Cenk de bana en uzak koltuğa oturmuştu, yüzüme bakmıyordu. Kırgın olduğunu hissedebiliyordum ve bu beni çok üzüyordu.
Rahatsız edici sessizliğe daha fazla katlanamayarak olanları anlattım. Cenk oldukça gergin gözüküyordu. “Büyük ihtimalle Deniz’in yanına gitti… Onun için endişeleniyorum şu an, ya Deniz gerçekten katilse?”
Gerginlikle ayağımı sallarken konuştum. “Ne yapacağız?” Cenk kafasını ellerinin arasına aldı. Sinirli görünüyordu ama bu siniri daha çok kendine gibiydi. “Bilmiyorum Gece! Bilmiyorum! Düşünemiyorum bu aralar…”
Gözümün önünde mahvoluyordu. Zayıflamıştı, zorla yemek yiyordu. Göz altları mosmordu, uzun süre uykusuz kalıyordu. Böyle olmasının sebebi bendim. Ben onu kendi ellerimle mahvediyordum…
Hiçbir şeyi umursamadan ayağa kalktım ve Cenk’in yanına oturdum. Kızlar sessiz ve meraklı bir şekilde bizi izliyordu. “Gel buraya…” Cenk kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Kırgındı, çok kırgındı… O şaşkın bir şekilde öylece dururken kollarını dizinin üstünden kaldırdım ve sarılmamızı sağladım. Sessizce ona sarıldığımda o da yavaşça bana sarıldı. İstemsizce kokusunu içime çektim, onu özlemiştim. Elimi saçına koyup saçlarıyla oynarken konuştum. “Sakin ol. Tamam mı? Sakin ol, kendine böyle zarar veriyorsun ve bu beni çok üzüyor Cenk…”
Cenk dalga geçercesine güldü. Kafası hâlâ omzumdaydı, hâlâ sarılıyorduk. “Böyle de benim canım yanıyor Gece. Görmüyor musun halimi?” Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bencilce davrandığımı hissediyordum. O istediğinde yanıma gelemiyordu ama ben onu özlediğimde yanına gelebiliyordum. Bu gerçekten acımasızlıktı.
“Cenk… Ben… Ben gerçekten bilmiyorum… Ama seninle büyüdüm ben, seninle yıllarımı geçirdim, özlüyorum seni ve bizi, ama senin üzülmene de dayanamıyorum… Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum…”
Cenk kafasını omzumdan kaldırdı. Sol elini yanağıma koyarak parmağıyla usulca yanağıma akan gözyaşını sildi. Ağladığımı ancak o zaman fark etmiştim. “Sadece içinden geleni söyle Gece. Beni sevmen için seni zorlamam, zorlayamam. Beni, onu, bunu, şunu dinleme. Kalbinin sesini dinle… Sen ne kadar düşünmek istiyorsan düşün. Gece… Ben seni seviyorum, zaman umurumda değil.”
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Gözyaşlarım birer birer yanağıma doğru süzülürken Cenk’in gözlerinin içine baktım. O da gözlerini gözlerimle buluşturduğunda burukça gülümsemişti. Beni anlıyordu. Daha fazla canını yakmak istemeyerek yavaşça Cenk’in yanından kalktım ve oturduğum koltuğa geri döndüm. Bir an önce hislerimi anlayabilmek ve Cenk’in canını daha fazla yakmamak istiyordum.
LALİN
“Bana evinin konumunu atabilir misin? Tamam… Tamam, ben Gecelerin oturduğu sitenin önünde bekliyorum seni. Teşekkür ederim… Görüşürüz…”
Deniz’le yaptığımız kısa bir telefon görüşmesinden sonra onu Gece ve Cenk’in oturduğu sitenin önünde beklemeye başladım. Deniz’in katil olduğunu nasıl düşünebilirlerdi aklım almıyordu! Kimseye bağlanamayan ben Deniz’e gerçekten bağlanmıştım ve onu gerçekten seviyordum… O Aslı’nın katili olamazdı, Deniz Aslı’yı tanımıyordu bile! Kızların bu kadar paranoyak olmasını bir yere kadar anlayabilirdim ama Cenk’in de böyle düşünüyor olması beni deli ediyordu! Aramızda Aslı’nın dosyasına objektif yaklaşabilecek tek kişi o iken onun da böyle paranoyakça düşünmesi beni çok sinirlendirmişti. Acaba Burak’ın olanlardan haberi var mıydı? Haberi olsa bile Deniz’in katil olmadığını düşüneceğini biliyordum çünkü Burak Deniz’in en yakın arkadaşıydı. Uzun yıllardır tanışıyorlardı ve insan bu kadar uzun zamandır tanıdığı bir insanın böyle bir şey yapıp yapamayacağını çok iyi bilebilirdi. Deniz katil olamazdı, buna adım kadar emindim.
Deniz’in arabası, beklediğim kaldırımın önünde durduğunda düşüncelerimden sıyrılarak ön koltuğa oturdum. Deniz merakla bana bakıyor ve neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Senin evine geçelim, anlatacağım olanları.” Deniz anlayışla kafasını salladı. Yol boyunca ikimizde sessiz kaldık. Deniz’in kaldığı siteye girdiğimizde hızlıca en üst katta bulunan dairesine çıktık.
Eve girdiğimizde Deniz ortamı yumuşatmaya çalışarak konuştu. Gergin olduğumun farkındaydı. “İstanbul’a geldiğimde bu evde kalıyorum. Nasıl, beğendin mi?” Merakla etrafı incelerken gülümsedim. “Evet, çok güzel.” Ev iki katlıydı. Salondan büyük bir balkona çıkılıyordu. Üst katını bilmiyordum ama salonun bulunduğu katta siyah rengi ve kahverengi ahşap döşemeler hakimdi.
Salondaki siyah koltuğa oturduğumda Deniz’de açık mutfağa geçmişti. “Bir şeyler içer misin?” Gülümsedim. “Su iyi olur.” Deniz suyu bardağa doldururken konuştu. “Başka bir şey ister misin?” Kafamı salladım. “Hayır.”
Kısa bir süre sonra yanıma geldi ve koltuğa oturarak içi su dolu bardağı bana uzattı. “Teşekkür ederim.” Sudan birkaç yudum içtikten sonra önümüzdeki masaya bıraktım. Deniz gülümsedi.
Kafamda bir sürü soru işareti vardı ve bir yandan istemsizce kızların dediklerini düşünüyordum. Kafamdaki bu soru işaretlerinin son bulması için Deniz’den bir şeyler duymaya, onu dinlemeye ihtiyacım vardı. Bu yüzden konuya hızlıca girerek konuşmaya başladım.
“Deniz, sana bir şey sormak istiyorum. Kafamda soru işaretleri var ve bu soru işaretlerini sadece sen giderebilirsin. Bugün kızlar senin Aslı’nın katili olabileceğini söylediler… Ben buna inanmadım tabii ki hatta bu yüzden onlarla kavga ettim ve kapıyı çarpıp çıktım. Ama olanları senden de dinlemem lazım Deniz… Aslı’yı tanıyor muydun?”
Deniz duyduklarıyla şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırmıştı. “Ben mi? Ben neden Aslı’yı öldüreyim ki? Sana yalan söylemeyeceğim, Aslı’yı tanıyordum ama size söylemeye çekindim çünkü benden şüphelenebileceğinizi düşündüm. Ve ben… Ben sana âşık oldum Lalin… Bu olayın bize zarar vermesini, benden şüphe duymanı istemedim. Evet Aslı’yı tanıyorum çünkü babam gittiğiniz dershanenin sahibi. Aslı’yı sadece birkaç kere gördüm. O sene sınav senem olduğu için arada oradaki derslere giriyordum. Fakat Aslı’yla tanışmışlığım veya konuşmuşluğum yok. Dediğim gibi size söylemememin sebebi benden şüphe duymanızı istemiyor oluşumdu, özellikle seninle olan ilişkimi mahvetmek istemedim Lalin… Ben… Ben seni çok seviyorum…”
Haklı olduğumu biliyordum. Deniz böyle bir şey yapmazdı, yapamazdı… Onu seviyordum ve ona inanıyordum, kimin ne düşündüğü umurumda değildi. Evet Aslı’yı tanıdığını saklaması biraz kötü olmuştu ama onun yerinde ben, kızlar veya Cenk’te olsa aynı şeyi yapabilirdi.
Ona sıkıca sarılırken gülümsedim. “Sana inanıyorum ve ben de seni seviyorum Deniz… Herkesten çok seviyorum!” Deniz gülümsedi. “Beni anladığın için teşekkür ederim.”
Ona sarılmaya devam ederken merakla sordum. “Burak biliyor mu? Kızların senden şüphelendiğini ya da Aslı’yı tanıdığını?” Deniz kafasını iki yana salladı. “Hayır, onu bu işe karıştırmak istemedim, en yakın arkadaşım benden şüphelensin ve kafasında soru işaretleri olsun istemedim.”
Haklıydı. Böyle bir durumda insanların kafasında soru işaretleri kalabilirdi. Kimse yapmadığı bir şey için suçlanmak istemezdi. “Haklısın… O zaman şimdi kızları, Cenk’i ve Burak’ı toplayıp olanları anlatalım. Böylelikle hem senden şüphelenmezler hem de Aslı’nın ‘gerçek’ katilini aramaya devam ederiz.”
Deniz telefonundan saate baktıktan sonra konuştu. “Bence şöyle yapalım; yarın konuşalım. Bizim bir dağ evimiz var, kızları ve Cenk’i oraya çağır, ben de Burak’ı ararım. Hem biraz güzel vakit geçir kafamızı dağıtırız hem de konuşuruz, olur mu?” Kafamı salladım. “Bana uyar.” Deniz gülümsedi. “Gönül isterdi ki kışın oraya gidelim ama maalesef hepimiz farklı ülkelerdeyiz. Artık yazın gitmekle yetineceğiz.” Gülümsedim ve kafamı iyice göğsüne yasladım. “Bana fark etmez, seninle olduğum her yer güzel bana…”
Deniz güldü ve kollarını belime doladı. “Bugün tüm bunlardan uzaklaşıp biraz dinlenelim. Bu gece burada, yanımda kal…” Gülümsedim. “Olur.” Deniz yavaşça kollarını belimden çekerek ayağa kalktı. “O zaman film izleyelim, ne dersin?” Güldüm. “Olur ama filmi ben seçeceğim. Çünkü ben her zaman çok iyi filmler seçerim!” Deniz güldü. “Ee o zaman ben de bize mısır patlatayım!”
⛤⛤⛤⛤
Deniz gülümsedi. “Film seçme konusunda gerçekten iyiymişsin. Çok güzeldi.” Bilmiş bir tavırla konuştum. “Ee tabii ne sandın! Lalin Asil’im ben, seçme işi benden sorulur!” Deniz gülerek bana sarıldı. “Seçme konusunda çok iyi, tatlı ve biraz egoist birisin, sanırım âşık oldum…” Ben de gülmeye başladım. “Pardon da bana âşık olmayan mı var? Bana âşık olmayacaksın da kime olacaksın? Benden iyisini bulamazsın söyleyeyim!” İkimizde sarılmış bir halde birbirimize bakarak gülüyorduk.
Bir süre gülüştükten sonra sessizleştik ve birbirimizin gözlerinin içinde kaybolduk. Aklımda dönen düşüncelerle gergince konuştum. “Şimdi kızları arayıp yarın için onları davet edeyim mi?” Deniz yanağıma düşen saç tutamlarını kulağımın arkasına iterken tebessüm etti.
Bir çocuğu seviyormuşçasına bakıyordu yüzüme. “Olur, ben sana konumunu göndereyim sende onlara gönderirsin.” Yavaşça kafamı salladım. Gözleri adeta beni hipnotize ediyordu. “Olur…” Bir süre sonra Deniz gülmeye başladı. “Ee hadi, ara kızları.” Gülümsedim. “Bakma o zaman öyle! Ayıramıyorum gözlerimi senden.” Deniz daha çok gülmeye başlamıştı. “O zaman şöyle yapalım…” Deniz beni gülerek yanına yatırdığında bende gülmeye başladım. Kalp atışlarını duyabiliyordum ve bu çok huzurlu hissettiriyordu.
“Bu kalp benim için mi bu kadar hızlı çarpıyor?” Deniz kafasını geriye atarak güldü. “Gözünüzden hiçbir şey kaçmıyor bakıyorum Lalin Hanım.” Güldüm. “Tabii kaçmaz, bir Lalin gözünden hiçbir şeyi kaçırmaz…” Bir süre gülüştükten sonra cesaretimi toplayarak telefonumu elime aldım ve en rahat konuşabileceğim kişiyi, Gece’yi aradım.
GECE
“Alo, Lalin neredesin? Buraya gel lütfen… Ne demek Deniz’de kalacağım! Lalin lütfen… Dağ evi mi?… Ne zaman? Saat kaçta? Peki tamam, geleceğiz… Bana haber ver, görüşürüz.”
Kızlar ve Cenk merakla bana bakıyordu. Hızlıca anlatmaya başladım. “Lalin aradı. Deniz’in yanındaymış ve bugün Deniz’in yanında kalacakmış. Deniz kendini açıklamak için yarın onun dağ evine gelmemizi istiyor. Kabul ettim ama gelmek istemezseniz anlarım ve kendim giderim.” Cenk hızlıca konuştu. “Saçmalama. Biz de geleceğiz.” Kumsal ve Masal da Cenk’e katıldıklarını belirttiler. “Evet, biz de geleceğiz.” Kafamı salladım. “Tamam o zaman. Yarın Deniz ve Lalin’le buluşur kafamızdaki soru işaretlerini gideririz. Gerçi benim şüphelerim hâlâ geçmedi ve geçmeyecek gibi.”
Cenk bana katıldı. “Evet, ben de fazlasıyla Deniz’den şüphelenmeye başladım. Çünkü bugün olanların pek mantıklı bir açıklaması yokmuş gibi duruyor. Bu yüzden yarın yanlarına gitmeden önce Deniz’i ve Burak’ı iyice araştıralım. Tedbirli gidelim.”
Kumsal gerginlikle araya girdi. “Sizce Burak’ın bununla bir ilgisi var mı?” Cenk konuşmaya devam etti. “Bilmiyorum ama tedbirli olmakta fayda var. Sonuçta ben bir cinayet işlesem veya böyle bir olaya karışsam yakın arkadaşıma söyleyebilirim. Deniz Burak’a söylemişte olabilir güvenmeyip hiçbir şey anlatmamışta. Bunu bilmediğimiz için her iki ihtimali değerlendirmeliyiz.”
Gerginlikle araya girdim. “Kumsal, bence yarına kadar Burak’la konuşma. İstemeden de olsa bir şeyler döndüğünü belli edebilirsin, oldukça gerginsin. Burak bunu mutlaka anlayacaktır. Eğer bilmiyorsa ilişkinize, biliyorsa planımıza zarar verir.” Kumsal anlayışla kafasını salladı. “Olur, zaten ben de konuşmamayı düşünüyordum.” Masal araya girdi. “Umalım ki katil Deniz olmasın ve Burak’ın bu işte parmağı olmasın. Eğer şüphelerimiz doğru çıkarsa…”
Cümlesinin devamını getirememişti ama hepimiz ne demek istediğini gayet iyi anlamıştık. Şüphelerimiz doğru çıkarsa hepimiz darmadağın olacaktık. Bunun olmamasını dileyerek planımızı yaptık ve yarın olacakları düşünerek hayatımıza devam etmeye çalıştık.
Eveeet, bir bölümün daha sonuna geldik. Sizce neler olacak? Deniz gerçekten böyle bir şey yapmış olabilir mi?
Düşüncelerinizi çok merak ediyorum, yorumlarda buluşalım! Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın🤍
Bir Cevap Yazın