Bilinmeyen Hayatlar – 12. Bölüm: Haberin Yok Ölüyorum

Herkese merhaba! Yeni bölümle karşınızdayım, bu bölüm hem çok hoşunuza gidecek bence hem de çok üzülebilirsiniz bilemiyorum… Bölüm sonunda buluşalım, keyifli okumalar dilerim.

Seni sevmekle kaybetmek arasındaki o çizgide çaresizce beklemek, sanırım hayatımdaki en zor çaresizlikti.

Televizyondaki filme sonunda odaklanabilmişken kapı çaldı. Merakla yerimden kalkarak kapıya doğru ilerledim. Kızlar az önce Deniz ve Burak’la dışarı çıkmıştı. Bense evde kalıp dinlenmeyi tercih etmiştim, bu aralar çok yorgun hissediyordum. Kapıyı açtığımda gelenin Cenk olduğunu gördüm ve gülümsedim. “Hoş geldin!”

Cenk huzursuzca gülümsedi. Oldukça gergin gözüküyordu. Kısa bir süre bakıştıktan sonra merakla sordum. “Bir şey mi oldu? Neyin var?” Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Birkaç saniye durduktan sonra morali bozuk bir şekilde konuştu. “Biraz sahilde yürüyelim mi?”

Kafamı salladım. “Dur çantamı alıp geleyim çıkalım.” Cenk gerginlikle kafasını salladı. “Tamam.” Odaya giderek çantamı aldığımda kafamda dönüp duran sorulara engel olamıyordum. Cenk’in neye canı bu kadar sıkkındı? Onu iyi tanıyordum ve ciddi bir şey olduğu her halinden belliydi. Gerginlikle yanına ulaştığımda ikimizde sessiz kaldık. Sokak kapısını kilitleyip asansöre bindiğimizde sessizliğimizi korumaya devam ediyorduk. Otoparka inip Cenk’in arabasına bindik. Cenk sürücü koltuğuna, ben ise yanına geçmiştim. Sahile doğru yol alırken ikimizde sessizce radyoda çalan ‘Back To Black’ şarkısını dinliyorduk.

I love you much,

It’s not enough,

You love blow and i love puff,

And life is like a pipe,

And i’m a tiny penny,

Rolling up the walls inside…

Cenk derin bir iç çektiğinde ona döndüm. “Cenk, neyin var?” Bana bakmadan konuştu. “Sahilde konuşalım olur mu?” Sıkıntıyla nefes verdim. “Tamam ama beni korkutuyorsun, birine falan bir şey olmadı değil mi?” Kafasını salladı. “Hayır, kimseye bir şey olmadı. Gece, ne olursa olsun benim için çok önemli olduğunu ve geçirdiğimiz yılların hayatımın en özel yılları olduğunu unutma…”

Gerçekten endişelenmeye başlamıştım. Neler oluyordu? Gözlerimi gözlerine sabitlediğimde her ne kadar istemese de sonunda gözlerimin içine baktı. “Saçmalama Cenk, sen de benim için çok önemlisin. Geçirdiğimiz yıllarda çok güzel, geçireceğimiz yıllarda çok güzel olacak.” Bir şey demeden gözlerini kaçırdığında bende önüme döndüm ve kafamdaki soru işaretleriyle birlikte sessizce camdan dışarıyı izlemeye devam ettim.

Nihayet sahile vardığımızda Cenk arabayı park etti ve inerek sahilde yürümeye başladık. Gecenin karanlığına karışan birkaç insan, denizin ritmik dalgaları ve gökyüzündeki Dolunay’ın yaydığı ışık bana yaşadığımı hissettiriyordu.

Cenk’le yan yana sessizce yürümeye devam ettiğimizde aramızdaki sessizliğe daha fazla dayanamayarak elini tuttum ve konuşmaya başladım. “Cenk, ne oldu? Anlat artık!” Cenk beni çekiştirerek kayalıklara doğru yürümeye başladı. “Oturalım anlatacağım.”

Kayalıklara oturduğumuzda Cenk birkaç saniye bekledikten sonra boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. “Anlatacağım ama lütfen anlatırken sözümü kesme olur mu?” Kafamı salladığımda konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

“Ben ne diyeceğimi çokta bilmiyorum aslında, senin kapını çalmadan önce kafamda bir sürü konuşma hazırladım ama şu an hiçbirini hatırlamıyorum, hiçbir cümleyi toplayamıyorum. Hayatımın yirmi altı yılını seninle geçirdim, seninle büyüdüm, seninle güldüm, seninle ağladım… En çok senin yanında mutlu oldum. Birlikte geçirdiğimiz yirmi altı yıldan sonra bu söyleyeceklerim yüzünden o kadar kızgınım ki kendime! Dünyanın en bencil, en aptal adamı olabilirim çünkü şu an belki de seni kaybedeceğimi bile bile konuşuyorum, resmen kumar oynuyorum! Bu oyunun en kötü yanı sonunda seni kaybedebilecek olmak, yaşadığımız onca yılı heba edebilecek olmak ama ben aptal ve bencil herifin tekiyim Gece… Sana söylemem gerekeni söylemeden önce bil ki son bir aya kadar yaşadığımız yıllarda böyle hissetmedim, sen beni nasıl görüyorsan bende seni öyle gördüm. Son bir ayda bana ne oldu bilmiyorum, neden böyle hissediyorum bilmiyorum, neden bu kadar aptalım bilmiyorum… Vereceğin tepkiyi de geçtim en çok seni kaybedebilecek olmaktan korkuyorum ama artık içimde tutamıyorum, sana söylemem gereken bir şey var… Gece, ben… Ben sana deli gibi âşığım…”

“Ne!”

Ne diyeceğimi ne düşünmem gerektiğini ne yapmam gerektiğini bilmiyordum… Karşımdaki kişi Cenk’ti, hayatımızın neredeyse tüm yılları birlikte geçmişti. Şimdi ise bana âşık olduğunu söylüyordu… Onu kırmak, üzmek istemiyordum ama ne diyeceğimi de bilemiyordum.

“Ben sana âşık oldum… Gece ben en çok senin yanında mutlu hissediyorum kendimi. Seninleyken sanki en sevdiğim kitabı okuyup kitaptaki dünyanın içine dalmış, en sevdiğim müziği dinlerken kendimi güzel hayallere kaptırmış gibi hissediyorum, senin yanında iyi hissediyorum. Yani, “Haberin Yok Ölüyorum…” Ne düşünüyorsun bilmiyorum, belki benden nefret ediyorsun şu an ama bende günlerdir kafayı yemek üzereyim. Yapamıyorum, seni düşünmeden tek bir saniye bile duramıyorum, sürekli seninle vakit geçirmek istiyorum, yanında olmak istiyorum… Ben… Ben gerçekten delirmek üzereyim Gece!”

O konserde söylediğimiz şarkıya gönderme yaparken neden fısıldayarak kulağıma şarkının nakaratını söylediğini şimdi anlamıştım. Beynim tüm işlevini yitirmişti. Düşünemiyor, ne diyeceğimi bilemiyordum. Cenk benim için çok önemli ve özel biriydi ama ona hiç bu şekilde bakmamıştım. Cevap verebilmem için düşünmeye ihtiyacım vardı çünkü şu an ne dersem diyeyim Cenk’i kıracakmış gibi hissediyordum.

Ona dönerek gözlerinin içine baktığımda gözlerinin dolduğunu gördüm. Sanırım bir şey söylemezsem de onu kırmış olacaktım. Bu yüzden kelimelerimi seçmeye çalışarak konuşmaya başladım. “Cenk… Ben ne diyeceğimi bilemiyorum… Benim… Benim düşünmeye ihtiyacım var.”

Cenk kafasını hüzünle salladı. “Haklısın, karar tamamen senin Gece. Eğer beni hayatından çıkarmak istersen anında çıkar giderim, sen istemedikçe bir daha karşına çıkmam.” Kafamı hızla salladım. “Cenk hayır, ben öyle demek istemedim, sadece bu konu hakkında düşünmeye ihtiyacım var.”

“Demek istediğini anladım ama düşündükten sonrasında beni bir daha görmek ister misin bilmiyorum Gece. Hatta bence benden nefret bile edebilirsin, belki de ediyorsun bilmiyorum.”

“Cenk, saçmalamayı kes! Senden tabii ki de nefret etmiyorum, sen benim en yakınım oldun hep. Sadece… Sadece sana âşık mıyım bunu bilmiyorum, ne hissediyorum bilmiyorum, bu yüzden düşünmeye ihtiyacım var Cenk, benimde kafam allak bullak…”

Söylediklerimden sonra bir süre ikimizde sessiz kaldık. Kayalıklarda oturmuş ay ışığının aydınlattığı deniz dalgalarını izliyorduk. Yaklaşık yarım saat boyunca sessizce oturmaya devam ettik ve denizi izledik fakat geçirdiğimiz bu yarım saat bana yarım asır gibi gelmişti. Düşünemiyordum, şu an düşünmek de istemiyordum. Yalnızca eve gidip uzunca bir süre uyumak istiyordum.

Sessizliği bozan ben olmuştum. “Artık eve gitsek olur mu? Biraz düşünmeye ve uyumaya ihtiyacım var.” Cenk konuşmadan kafasını salladı ve ayağa kalktı. Ben de oturduğum kayanın üzerinden kalktığımda o önde ben arkada arabaya doğru ilerlemeye başladık. Arabaya binerek eve doğru ilerlemeye başladığımızda arabayı yine Cenk kullanıyordu. İkimizde düşünceli, hüzünlü ve sessizdik. Arabadaki tek ses radyoda çalan melankolik şarkıya aitti. Kısa bir araba yolculuğundan sonra nihayet eve geldiğimizde yine aynı sessizlikle dairelerimizin olduğu kata çıktık. Çantamdan anahtarı çıkardığım sırada Cenk gerginlikle konuştu.

“Gece, Aslı’nın katilini bulmaya yaklaştığımızı hissediyorum, bugün konuştuğumuz şeyin buna engel olmasını istemem. Senin içinde sorun olmayacaksa araştırmaya sizinle devam etmek istiyorum ama sana sahilde de dediğim gibi, eğer beni istemezsen hayatından çıkarım.” Kafamı salladım. “Cenk, hayatımdan çıkmanı istemiyorum. Ayrıca dediğin gibi bizim yaşadığımız bir şeyin Aslı’nın araştırmasını engellemesini ikimizde istemeyiz, bu yüzden devam edelim. Ben iyice düşündükten sonra bu konuştuklarımızı yeniden konuşuruz olur mu?” 

Hafifçe omzuna dokunup gerginlikte gülümsediğimde o da benim gibi gerginlikle yüzüne hafif bir gülümseme koymuştu. “Olur, teşekkür ederim…” Anahtarı çevirip kapıyı açarken konuştum. “Bir şey yapmadım… İyi geceler Cenk.” O da kendi dairesine geçerken gerginlikle konuştu. “İyi geceler.”

Eve girerek kapıyı kapattığımda kızların gelmiş olduğunu gördüm. Ben evde olmadığımda kapıda kalmamaları için onlara evin anahtarından vermiştim. Gerginlikle salona geçtiğimde gri koltukta oturup sohbet ettiklerini gördüm.

Yanlarına oturduğumda Lalin heyecanla konuşmaya, daha doğrusu üst üste beni soru yağmuruna tutmaya başladı. “Hoş geldin! Neredeydin? Cenk’le mi çıktın dışarı? Neler yaptınız? Hadi anlat!” Kızlara Cenk’in bana söylediklerini söylemeli miydim bilmiyorum ama şu an birisiyle oturup konuşmaya, dertleşmeye ihtiyacım vardı. Bu yüzden olanları kızlara anlatmaya karar verdim.

“Şey, tuhaf bir şey oldu… Cenk… Cenk, bana âşık olduğunu söyledi.” Kumsal ve Masal şaşkınlıkla aynı tepkiyi vermişti. “Ne!” Lalin ise sırıtıyordu. “Belliydi zaten.” Hepimiz şaşkınlıkla Lalin’e dönüp bir kez daha aynı tepkiyi vermiştik. “Ne!”

Lalin gülmeye başladı. “Ne! Gayet belliydi ikinizin arasında bir şeyler olduğu veya olabileceği. Cenk’in sana, senin de Cenk’e bakarken olan bakışlarınızı görmedin sanırım. Ayrıca aşırı tatlısınız! Şaka maka böyle birini bulduysan kaçırma Gece, herkes senin kadar şanslı olmayabiliyor.”

Belki de haklıydı ama ben ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Umutsuzca konuştum. “Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Onun kalbini kırmayı hiç istemiyorum ama ne söylemeliyim bilmiyorum. Cenk’e hiç bu şekilde bakmadım, bu yüzden… Bilmiyorum işte ne yapmam gerektiğini düşünemiyorum artık!”

Masal omzumu sıvazlayarak konuştu. “Hey, sakin ol! Sakin olmazsan hiçbir sorunun cevabını bulamazsın.” Kumsal da kafasını sallayarak onu onayladığını belirtti. “Evet Gece sakin ol, acele etmek zorunda değilsin.” Lalin beni kendine çekip dizlerine yatırdı ve saçlarımla oynamaya başladı. “Saçların ne kadar yumuşak! Hangi şampuanı kullanıyorsun? Ay, neyse dur şimdi sen Cenk’le olanları anlatmaya devam et şampuanını sonra konuşuruz.” Ona istemsizce gülümsedim, ne olursa olsun yüzümü güldürmeyi başarıyordu.

“Konuştuk işte, düşünmem gerektiği ona da söyledim. Onu kırmamaya çalıştım ama sanırım bunu başaramadım… Eğer istemezsem hayatımdan çıkıp gidebileceğini bile söyledi. Ona saçmalamamasını söyledim. Bir süre sonra da ben eve gelmek istedim ve geldik, bu kadar.”

Lalin saçlarımla oynarken merakla konuştu. “Şu an anladığım kadarıyla moralin bozuk ve kararsızsın değil mi?” Kafamı salladım. “Evet…” Lalin gözlerime bakarak konuştu. “Gece, bahsettiğimiz kişi Cenk! Tabii ki düşünüp karar ver ama bahsi geçen kişinin Cenk olduğunu unutma. Senin hayatında bu kadar iyi yer edebilecek, seni bu kadar iyi tanıyabilecek ve seni bu kadar sevip iyi gelebilecek birini bulmak gerçekten zor. Ben böyle iyiyim dersen bile insan bazen yanında onu her şeyiyle kabul eden, seven ve bilen birini arıyor, bunun illa bir sevgili olması gerekmiyor. Bu yüzden Cenk’i aşk konusunda reddedeceksen bile çok iyi bir arkadaş olduğunu düşün ve ona tuhaf davranma. Her konuda -aşk, arkadaşlık- Cenk gibisini bulamazsın bunu unutma.”

“Unutmayacağım ve iyice düşüneceğim.” Lalin gülümsedi. “Hadi şimdi on yıl önce moralimiz bozulunca yaptığımız şeyi yapalım… Film izleyelim!” Neşeyle beni itip ayağa kalkarak kumandayı aldığında hepimiz gülmeye başladık. O ise hâlâ heyecanla konuşmaya devam ediyordu. “Mısır var mı? Mısır da patlatalım!” Gülerek ayağa kalktım. “Var, patlatayım ben.”

Ayağa kalktıktan iki saniye sonra Lalin beni koltuğa ittiğinde şok içinde ona döndüm. “Ne yapıyorsun!” Beni azarlayarak konuşmaya başladı. “Şimdi sen mutfağa gidip mısırı patlatırken on bin tane düşünceye dalarsın kafanı iyice karıştırır üstüne de moralini bozup depresyona girersin. Ben seni bilmiyor muyum!”

Söylediklerinde haksız sayılmazdı. Ben sessiz kaldığımda Kumsal’a döndü. “Kumsal mısırlar sende, Masal içecekler sende, Gece’yle ben de film seçeceğiz. Bu arada cips varsa cips de getirin.” Lalin hepimize görev dağılımı yaptığında gülmeye başladık. Kumsal ve Masal mutfağa giderken bizde koltukta oturmuş film seçiyorduk. Lalin film seçerken sürekli beni konuşturuyor ve düşüncelere dalmamı engelliyordu. Bunu bilinçli yaptığını biliyordum, beni bu kadar iyi tanıması içimde tarif edemediğim mutluluk ve hüzün karışımı bir duygu oluşturuyordu. Bir süre sonra her şey hazır olunca yıllar önce yaptığımız gibi koltuğa kurulduk ve düşüncelerimizden kaçmaya çalışarak filmi izlemeye odaklandık…

CENK

Eve girdiğimde Deniz ve Burak’ın burada olduğunu gördüm. Kimsenin beni böyle berbat bir halde görmesini istemiyordum ama onlardan gitmelerini isteyemezdim. Beni gördüklerinde gülümseyerek karşıladılar.

Moralimin oldukça bozuk olduğunu anladıklarında Burak merakla sordu. “Cenk ne oldu?” Anlatmalı mıydım bilmiyordum. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, kendimi toparlamaya çalışarak konuştum. “Ben çok büyük bir hata yaptım…”

Burak ve Deniz iyice meraklanmıştı. Deniz merak ve şaşkınlıkla sordu. “Ne oldu? Ne yaptın?” Elimi alnıma götürerek ovdum, başım ağrıyordu. Birkaç saniye durarak cümlelerimi az da olsa toparladığımda konuşmaya başladım. “Ben, Gece’ye ona âşık olduğumu söyledim…”

“Ne?”

“Bizim Gece’ye mi?”

Verdikleri tepkilere kafamı salladım. “Evet, bizim Gece’ye… Yirmi altı yılımızı mahvettim, her şeyi batırdım, berbat biriyim!” Deniz omzumu sıvazladı. “Saçmalama Cenk, sen doğru olanı yapıp konuşmuşsun. Yakın arkadaşsınız, susup hislerin yokmuş gibi davranabilir ve onun yanında mutlu olmaya devam edebilirdin ama cesaret gösterip konuşmuşsun. Olması gereken de bu zaten.”

Burak, Deniz’e katıldığını belirterek kafasını salladıktan sonra merakla sordu. “İstemiyorum mu dedi?” Saçlarımı karıştırırken konuştum. “Hayır, düşünmesi gerektiği ne diyeceğini bilemediğini söyledi…” Burak bana moral vermek istercesine gülümsedi. “Ee o zaman neden suratın mahkeme duvarı gibi! Hayır dememiş, kötü bir tepki vermemiş. Onun yerinde olsan sen de şaşırırdın Cenk, biraz zamana ihtiyacınız var. Eminim ki kısa zamanda halledeceksiniz.”

Gece’yi kaybetmekten ölesiye korkuyordum ve Gece’yi kaybedebileceğim bir durumun içerisindeydim. “Hayır demedi ama evet de demedi. Ne diyeceğini kestiremiyorum, kendimi umutlandırmak istemiyorum bu yüzden en kötüsüne hazırlanıyorum.”

Deniz sinirle araya girdi. “Saçmalıyorsun Cenk! Evet, kendini umutlandırmamalısın ama kendini yiyip bitirmemelisin de Gece’nin ne diyeceğini bilemezsin. Düşüneceğim demek tamamen hayır veya evet demek değil, kendini sonuca hazırlamaya çalışıyorsan ikisine de hazırlamalısın.” Burak da Deniz’e katıldı. “Deniz haklı. Madem kendini kötüye hazırlıyorsun o zaman iyiye de hazırla ve kendini bu kadar yiyip bitirme. Emin ol Gece’de bunu istemez.”

Kafamı koltukta geriye atarak gözlerimi kapattım. “Haklısınız ama bilmiyorum, korkuyorum sanırım. Gece’yi kaybetmekten korkuyorum…” Burak samimiyetle konuştu. “Bana sorarsan olaya çok karamsar bakıyorsun kardeşim. Gece sana hayır dese bile seni hayatından silip atmayacağına adım kadar eminim. Gece’den bahsediyoruz, kendi ağzınla söylüyorsun birlikte yirmi altı yıl geçirdik diye. Sence her şeyi silip atmak bu kadar kolay mı? Yirmi altı yılı bir günde silebilir misin?”

“Burak haklı Cenk. Ne olursa olsun siz çocukluğunuzu, gençliğinizi, hayatınızın neredeyse tümünü birlikte geçirmişsiniz. Sonuç beklediğin kadar kötü olmayacak.” Gözlerimi açarak kafamı kaldırdım ve burukça gülümsedim.

“Teşekkür ederim, sizinle konuşmak çok iyi geldi. Bugün yaşananlar beni baya yordu. Gidip uyuyacağım, kafamı toplamam lazım. İyi geceler.” Burak da gülümsedi. “Ne demek kardeşim, istediğin zaman bizimle konuşabileceğini biliyorsun.” Deniz de gülümseyerek konuşmamıza katıldı. “Burak’ı duydun.” Gülümsedim. “Teşekkür ederim…”

Yatak odasına giderek büyük yatağın içine girdiğimde etrafımdaki her şeyin bana onu hatırlattığını fark ettim. Odanın içine bakınca onun bu evin içini tasarladığı günü anımsıyordum. Gözlerimi kapattığımda yüzü gözlerimin önüne geliyordu. Onsuz bir hayat nasıl olur bilmiyordum, düşüncesi bile oldukça korkunç geliyordu. Umarım her şey Burak ve Deniz’in dediği gibi olur, hayat bu konuda yüzüme gülerdi. Umarım Gece’yle aramıza berbat bir soğukluk girmezdi. Ondan uzak kalmak en sevdiğin şarkıyı dinleyemeyecek olmak, en sevdiğin kitabı bir daha okuyamayacak olmak gibiydi. Gözlerimi kapatmadan önce düşündüğüm tek şey Gece’yle geçirdiğimiz yirmi altı yıl içinde biriktirdiğimiz anılardı. O anılara yenilerini ekleyebilmek umuduyla gözlerimi karanlık ve hüzünlü geceye kapatarak uykuya teslim oldum…

Eveeet, bir bölümün daha sonuna geldik. Bu bölüm biraz kısa ama kritik bölümlerden birisiydi. Siz ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum!

Sizce Gece doğru mu ilerliyor? Cenk’ten böyle bir hareket bekliyor muydunuz? Şarkıya yapılan gönderme konser bölümünde dikkatinizi çekmiş miydi?

Benim için sizlerin desteği ve geribildirimleri çok önemli. Bu yüzden lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin. Bana yorumlardan ve sitede bulunan sosyal medya hesaplarımdan her zaman ulaşabilirsiniz. Sizi çok seviyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın!!!


Yayımlandı

kategorisi

yazarı:

Etiketler:

Yorumlar

One response to “Bilinmeyen Hayatlar – 12. Bölüm: Haberin Yok Ölüyorum”

  1.  avatarı
    Anonim

    Yaa cenk yazık çocuğuma

Bir Cevap Yazın

Zeynep İrem Bozten sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin