Bilinmeyen Hayatlar – 1. Bölüm: On Yıl Sonra

Keyifli okumalar dilerim!

Bazı ilişkiler zamanın çarklarında parçalanmaya yüz tutsa da zamanı geldiğinde tekrardan sıkıca birleşebilirler.

GECE

03:55 İstanbul, Türkiye

Başım dönüyordu. Tavandan yere doğru uzanan camlardan görebildiğim İstanbul manzarası renklerin birbirine karışıp farklı şekiller oluşturduğu bir kaleydoskop gibi görünüyordu gözüme. Hıçkırıklarımın arasında yere yığılıp kaldığımda elimdeki cam bardak parke zemine düşmüş, paramparça olmuştu.

                      “Gece, aç şu kapıyı!”

O panikle kapıyı yumruklasa da ona kapıyı açacak gücüm yoktu. Tüm bu pisliğin içinde oturup ağlamak, kendi köşeme çekilmek istiyordum. Kırılan bardağın parçaları elimi kanatırken yaptığım tek şey camlardan türlü türlü hikâyeyi, İstanbul’u izlemekti. Yapamıyordum, dayanamıyordum, nefes alamıyordum. Yaşamak istiyordum ama yaşayamıyordum. Ruhum sanki ölümle yaşam arasına sıkışmışta hiçbir tarafa hareket edemiyor gibi hissediyordum. Bu acı tohum yıllar önce ruhuma ekilmişti, şimdiyse filiz vermiş, sarmaşıkları tüm ruhumu sarmış ve bedenimi hapsetmişti. Kaldıramıyordum artık. Rol yapamıyordum, berbat bir haldeyken çok mutluymuşum gibi davranamıyordum. İnsanlar mı çok umursamazdı yoksa ben mi çok umursuyordum artık bilemiyordum.

“Geçti gitti unut artık, takma kafana, geçmiş geçmişte kaldı, kendine zarar veriyorsun…” gibi cümleleri ve daha fazlasını duymaktan bıkmıştım.

Biliyordum bana en çok ben zarar veriyordum ama elimde değildi. Her şey bu kadar basit değildi. Birkaç cümleyle hayatımı düzeltemiyordum. Sokak kapısının gürültüyle açılması aynı zamanda Cenk’in telaşlı sesi birbirine karışırken gözlerimi kapattım. Bunları yaşamak istemiyordum. Böyle olsun istemiyordum. Geçmişten ve tüm acılardan kurtulmak istiyordum.

“Neredesin?”

Cenk koridordan bana seslenirken gözlerim kapalı kalmaya devam etti. Beni böyle gördüğündeki yüz ifadesini görmek istemiyordum. Adım sesleri salondaki parke zeminde yankılandığında gözlerimi daha sıkı yumdum. Onu daha fazla üzmeye hakkım yoktu. “Gece…”

Karşıma oturduğunu hissettiğimde gözlerimi kapalı tutmaya devam ederek başımı eğdim. Şu an bunların hiçbirini yaşamak istemiyordum. Cenk ellerimi tuttuğunda yavaşça gözlerimi açtım. Başım hâlâ öne eğikti, yüzüne bu haldeyken bakmak istemiyordum. “Gece, bana bak.” Başımı yavaşça kaldırıp yüzüne baktım. En az benim kadar berbat görünüyordu. Korkmuştu. Benim yüzümden korkmuştu. Siyah saçları dağılmış, birkaç tutam alnına düşmüştü. Gözlerinde korkunun karanlık silüeti kol geziyordu.

“Gel buraya.”

Beni sıkıca sardığında hıçkırıklarımı daha fazla tutamadım. Gözyaşlarım gömleğini ıslatırken çenesini kafama yasladı. “Yapma böyle! Biliyorum geçmiyor, on yıl önce de olduğu gibi şimdi de aynı acıyı çekiyorsun. Biliyorum ama artık ayağa kalkman lazım. Canını yakıyorsun, kendi canını yakmak için elinden geleni yapıyorsun! Kalbin paramparça olsun diye hançeri kendin saplıyorsun… Yapma, ne olursun Gece, yapma.”

Kendimi tutamadım. Onu üzeceğini bilsem de kontrol altına almaya çalıştığım hıçkırıklarımı tamamen serbest bıraktım. “Dayanamıyorum Cenk, yapamıyorum. Geçmişin kuytu köşelerinde yaşamayı geleceğe tercih ediyorum. Zamanı on yıl önceye geri alabilmek, o güne geri dönebilmek için her şeyi yapardım!” dedim.

Cenk beni daha sıkı sardı. “Biliyorum. Anlıyorum seni ama ne olur yapma böyle. Kötü olmana dayanamıyorum. Mutlu olmayı, gerçekten yaşamayı hak ediyorsun. Daha fazla acı çekmemelisin. Artık kendini herkese ve her şeye karşı kapatıp kapından içeri sadece acıyı sokamazsın.”

Derin bir iç çektim. “Bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum Cenk,” dedim. Cenk çenesini başımdan çekerek ona bakmamı sağladı. “Tekrar destek a-” Cümlesini bölerek onu durdurdum. “Hayır, hayır…” Sayıklamalarım onda hayal kırıklığı yaratırken devam ettim. “Kendimi anlatamıyorum, yapamıyorum. Açık olamıyorum ve insanların beni çözmesini de istemiyorum. Kullandığım ilaçlar geçici bir süre bana iyi geliyor sonra yine aynı acıyı iliklerime kadar hissediyorum. İlaçları daha yeni bırakmışken yeniden başlamak istemiyorum. Yapamıyorum. Bu yüzden çözüm bu değil. Tek bir çözümü var ama… On yıl sonra bunu yapabileceğime emin değilim, kendimde o gücü bulamıyorum,” dedim.

Cenk neden bahsettiğimi anladığında sessiz kaldı ve birkaç saniye boyunca bakışlarını üzerimde gezdirdi. “Eğer yapmak istersen her koşulda yanında olacağım, bunu biliyorsun.” Kafamı sallayıp gözyaşlarımın arasında ona burukça gülümsediğimde beni tekrardan sıkıca sardı. Cenk sanırım bu hayatta başıma gelen en güzel şeydi.

Karanlığın kollarına hapsolsa bile asla hayatın durmadığı bu büyük şehirde, yüksek rezidansın en üst katındaki sessiz dairede, parke zemine oturmuş birbirimize sarılarak hayatımıza devam etmeye çalışıyorduk. Peki kalabalığın ortasında insan ne kadar durabilirdi? Ne kadar hayatın yavaşlamasını sağlamaya çalışabilirdi?

“Hadi biraz uyu artık, malum bugün büyük gün.” Cenk’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “Acaba gitmesem mi? Daha gitmeden bu hale geldim, ya orada da böyle olursam?” Cenk yavaşça beni ayağa kaldırdı. “Hayır, gideceksin. Her şey iyi olacak, güzel geçecek güven bana. Sadece şimdi geçmişi düşünmemeye çalış Gece, biliyorum zor, çok zor ama bunu yapabilecek kadar güçlüsün. Kötü düşünceler kafanın içinde dolaşmaya başladığı an iyi bir şey düşünmeye çalış. Bırak iyi şeyler olsun,” dedi.

Sessiz kaldığımda konuşmaya devam etti. “Bak, bu akşam gitmeyebilirsin ama unutma her zaman hayattan kaçamazsın. Bu yüzden lütfen oraya git, baktın olmuyor eve dönersin ama için rahat olur, en azından denedim dersin.”

Haklıydı, hayattan daha fazla kaçamazdım. En azından denemeliydim. “Tamam, gideceğim.”

Cenk gülümsedi. “İşte bu!” Ben de burukça gülümseyerek ona sıkıca sarıldım. “Hadi gel önce ellerine pansuman yapalım sonra seni yatıralım.” Koluna girdiğimde ellerimdeki kanın gömleğine bulaştığını fark ettim. “Neden söylemedin! Kan oldu hep üstün…” Cenk omuz silkti. “Boş versene. Senden değerli değil,” dedi. Gülümsedim, “Çok şey yaptın ve yapıyorsun. Her seferinde bana çok iyi geliyorsun. İyi ki hayatımın tamamını seninle geçirdim. İyi ki varsın, iyi ki!”

Cenk gülümsedi. “Sen de iyi ki varsın Gece. Hadi şimdi bunları düşünme, uyu biraz. Akşama bomba gibi hazır olman lazım.” Yatağın içinde iyice mayışırken gözlerimi kapattım. “Tamam, iyi geceler.”

“İyi geceler.”

Uykuya dalmadan önce Cenk’in evden çıkarken sessizce örttüğü sokak kapısının sesini duydum. Sonrasında kendimi uykunun karanlık kollarına bıraktım.

LALİN

03:29 New York, Amerika

“Özür dilerim!”

Ah şu sakarlığı. Saatlerdir havaalanında bekliyor olması yetmiyormuş gibi şimdi de insanların üzerine kahve dökmeye başlamıştı. Panikle konuştu. “Gerçekten çok üzgünüm.” Ortalama onun yaşlarında olduğunu tahmin ettiği adamsa onun aksine sakindi.

Utandığını ve kendine kızdığını anlayarak onu sakinleştirmek istercesine gülümsedi. “Önemli değil. Siz iyisiniz değil mi?” dedi.

Bir gün sakarlık yapmasa olmazdı. “İyiyim, tekrardan çok özür dilerim.” Yakında adını “Sakar Lalin” olarak değiştirmeyi düşünüyordu. “Dediğim gibi sorun yok, iyi geceler,” dedi. Gülümseyerek yanından uzaklaştığında ne kadar nazik olduğunu düşünmeden edemedi. Başkası olsa ortalığı çoktan ayağa kaldırmıştı.

Yolun ortasında dikildiği için insanların tuhaf bakışlarına maruz kaldığında kendine söylene söylene bekleme alanına geri döndü. Birkaç dakika sonra üzerine kahve döktüğü adamın karşısındaki masaya oturduğunu fark etti. Üzerini değiştirmişti ve pür dikkat telefonuyla uğraşıyordu. Son yarım saatte yaşadığı minik aksiyon uykusunu biraz kaçırmış olsa da hâlâ üzerindeki ağırlık gitmemişti. Bu yüzden döktüğü kahvenin yenisini alma düşüncesiyle ayaklandı. Havaalanının içindeki kafeye doğru yürürken üzerine kahve döktüğü kişiye de kahve alma fikri mantıklı gelmişti. Sonuç olarak nazik davranıp sert çıkmamış ve kavga çıkarmamıştı. Bir kahve almanın zararı olmazdı diye düşündü.

Oyalanmadan kahveleri aldıktan sonra oturduğu masaya doğru ilerlemeye başladı. Adamın yanına geldiğinde hâlâ telefonla uğraştığını gördüm. Karşısında durduğunda telefonundan başını kaldırarak ona baktı. “Merhaba, yine ben. Şey… Özür mahiyetinde kahve aldım da.”

Telefonunu masanın üzerine bıraktıktan sonra gülümsedi. “Önemli değil, zahmet etmişsiniz. İsterseniz oturabilirsiniz.” Çekinerek konuştu. “Rahatsız etmeyeyim,” dedi. Adam gülümsedi. “Ne rahatsızlığı? Tek başıma sıkılıyorum zaten.”

Gülümseyerek kahveleri masaya bıraktı ve karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdu. Adam da gülümsemesini yüzünden silmeden kendini tanıttı. “Tanışamadık, ben Deniz.” Deniz… Güzel bir isimdi. “Ben de Lalin, memnun oldum.”

“Ben de. Adınız çok güzelmiş. Anlamı ne?” Adının anlamını merak etmesi onu sebepsizce memnun etmişti. Küçük şeylerden mutlu olan biriydi Lalin. “Yakut kırmızısı. Eski dilde kırmızı olan da demek.” Saçlarını karıştırdı. “Güzelmiş.” Gülümsedi. “Sizin isminizde öyle.”

Adam kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra konuştu. “Deniz diyebilirsiniz. Siz kullanmaya gerek yok.” Lalin de onun gibi kahvesinden birkaç yudum aldı. “Tamam, sen de Lalin diyebilirsin,” güldü. “Tamam.”

Bir süre sessiz kalıp kahvelerini içtikten sonra sessizliği bozan taraf Lalin oldu. “Uçağın saat kaçta?” dedi.

“Dörtte, senin?” Bir dakika, yoksa… Aynı uçaktalar mıydı? “Benim de dörtte!” Deniz şaşırdı. “Gerçekten mi? Nereye gidiyorsun?”

“İstanbul’a gidiyorum. Sen?” dedi Deniz.

Saçlarını karıştırdı. “Demek aynı uçaktayız… Ben de İstanbul’a gidiyorum.” Şaşkınlıkla gülmeye başladı Lalin. “Güzel bir tesadüf oldu.” Deniz de güldü. “Evet.” Merakla sordu. “Özel değilse, neden İstanbul’a gidiyorsun? Ben çok uzun zamandır yüz yüze görmediğim arkadaşlarımla buluşacağım.” dedi Lain.

“Ben de yakın arkadaşımı görmeye gidiyorum. Biraz da tatil yapacağım,” dedi Deniz.  

“Güzel!” dedi Lalin.

Kahvelerini içtiler ve gidiş saatleri gelene kadar sohbet ettiler. Sonrasında yapılan anonsla uçağa bindiler. Deniz, Lalin’in beş sıra önünde oturduğu için daha fazla sohbet edememişlerdi. İyi ve eğlenceli biriydi, onu sevmişti.

GECE

“Şimdi rezervasyon yaptırdığımız masaya geçtim Cenk, gelmelerini bekliyorum. Evet. Teşekkür ederim… Görüşürüz.”

Cenk ile yaptığım kısa telefon görüşmesinden sonra telefonumu masanın üzerine bırakarak sol tarafımda kalan deniz manzarasını izlemeye başladım. Kızların gelmesini bekliyordum ve oldukça gerilmiştim. Yıllar sonra onları yüz yüze görecek olmak beni geriyordu. Özellikle yaşadığımız onca şeyden sonra görüşecek olmak… Stresli ve gericiydi. Ben deniz manzarası eşliğinde düşüncelere dalmışken Masal’ın geldiğini gördüm. Kızlardan gelen ilk kişiydi. On yıl önce olanlardan sonra onu ilk defa yüz yüze görmek gericiydi. “Gece, merhaba!”

“Merhaba Masal!” dedim.

O heyecanlı bense gergindim. Birbirimize sarıldık ve yerlerimize oturduk. Biz oturduktan birkaç dakika sonra Kumsal sonrasında da Lalin gelmişti. Bir süre birbirimize sarılıp özlem giderdik.

Hepimiz yerimize oturduğumuzda Lalin neşeyle konuşmaya başladı. “Sizi çok özlemişim!” dedi. Lalin her zaman ortamın enerjisini ikiye katlayan biri olmuştu. Aramızda en eğlenceli ve çılgın olan oydu. Onun enerjisini özlediğimi fark ederek güldüm. “Ben de sizi çok özlemişim.” Kumsal da gülümseyerek konuşmaya başladı. “Ee, neler yapıyorsunuz? Nasıl gidiyor hayat? On yılda neler yaptınız? Çok merak ediyorum!” dedi.

Masal heyecanla anlatmaya başladı. “Türkiye’den İngiltere’ye gittikten sonra okulu bitirdim ve bir süre staj yaptıktan sonra bildiğiniz gibi beyin cerrahı oldum. Birkaç yıl ortalama bir hastanede çalıştım. Sonra oradan çok daha iyi bir hastaneye geçtim. Şu an hâlâ orada çalışıyorum, bir yandan da yüksek lisans yapıyorum. Yoğun ama mutlu olduğum ve sevdiğim bir hayatım var. Bu şekilde yaşayıp gidiyorum işte,” diye anlattı tatlı bir şekilde. 

Masal hayatından bahsettikten sonra Lalin de heyecanla anlatmaya başladı. “Beni biliyorsunuz her zaman hayvanlara âşıktım. Amerika’ya gittikten sonra okulu tamamladım ve veteriner hekimi oldum. Sonra kendi kliniğimi açtım. Orada güzel, yoğun ve tatlı hayvanlarla bol bol vakit geçirerek yaşıyorum,” diye anlattı. Herkes çok heyecanlı ve mutluydu. Hepsi hayallerinin peşinden koşturuyordu.

Lalin konuşmasını bitirdiğinde yanımıza gelen garsona siparişlerimizi vermiş ve konuşmaya geri dönmüştük.

Kumsal da gülümseyerek on yıl içinde neler yaptığını anlatmaya başladı. “Fransa’ya gittikten sonra okulu tamamladım ve bir yıl staj yaptım. Sonra kısa süre içinde tasarımlarım beğenilmeye başlandı ve birçok ünlü isimle, markayla çalıştım. Bu sayede birkaç yıl içinde kendi markamı kurdum ve şu an onunla ilgileniyorum. Güzel bir hayatım oldu. Defilelerle, moda haftalarıyla geçiyor ama mutluyum,” dedi. 

Lalin gülerek konuştu. “Evet, okuyoruz haberlerden Kumsal Hanımcığım ve sizleri de görüyorum, hepinizle gurur duyuyorum!” Hepimiz Lalin’in iltifatıyla gülümsedik.

Neler yaptığını anlatma sırası bana geçmişti. Anlatacağım şeyler onlara göre daha kısaydı. “Bildiğiniz gibi İstanbul’da kaldım, okulu tamamladıktan sonra iç mimar oldum. Birkaç yıl sonra kendi şirketimi kurdum. Kısa sürede iyi bir yere de geldi şirket. Öyle, geçip gidiyor.” 

Biz hayatlarımızdan bahsederken yemeklerimiz gelmişti. İstanbul’un güzel boğaz manzarasına karşı yemeklerimizi yerken sohbet etmeye devam ettik. Konuştukça üzerimizdeki çekingenlik, stres ve gerginlikte azalıyordu. Hepimiz eski günleri, bir arada olmayı, birlikte eğlenmeyi ve vakit geçirmeyi özlemiştik.

Kumsal’ın anlattıklarıyla gülüyorduk. “Fransa’ya ilk gittiğimde Fransızcam berbattı, söyleyebildiğim şeyler sadece, ‘Benim adım Kumsal, merhaba, iyi günler, teşekkür ederim,’ demekti.” Herkes kahkaha attı.

Masal da içeceğini yudumladıktan sonra konuşmaya başladı. “Senin için baya zor olmuş olmalı, yeni bir dil öğrenmek ve adapte olmak.” 

Lalin de sohbete katıldı. “Biz şanslıymışız Masal, ben şahsen o kadar kısa sürede öğrenemezdim Fransızca.” Kumsal gülümsedi. “Evet, ilk başlarda çok zor geliyordu ama sürekli maruz kalınca hızlıca öğrendim,” dedi.

Gözümü masmavi denizin üzerinde gezdirirken burukça gülümsedim. “Dil öğrenmek zorunda kalmadım ama sizden ayrıldıktan sonraki hayata alışmak zordu.” Masal da burukça gülümsedi. 

“Olsun, hepimiz üstesinden geldik sonuçta.” Acaba ben gerçekten üstesinden gelebilmiş miydim? Sanmıyordum ama onlar gelmiş gibi duruyordu.

Lalin hüzünlendiğimi fark ederek konuyu değiştirdi ve yemeklerimiz bitene kadar on yıl içinde neler yaptığımızı anlatmaya kaldığımız yerden devam ettik. Yaklaşık yarım saat sonra sipariş verdiğimiz tatlıları yerken bir ay boyunca nereleri gezeceğimize dair plan yapmıştık. Daha önce de burada yaşadıkları için zaten bu şehri biliyorlardı. Bu yüzden onların en çok özlediği yerlere gidecek, birlikte tatil yapacaktık. Koskoca bir ayımız vardı. On yıl sonra ilk defa güzelce vakit geçirebilecektik.

“Sen şaka yapıyorsun!”

Hepimiz Lalin’in neye bu kadar tepki verdiğini anlamaya çalışırken o çaprazındaki masada oturanlara bakmaya devam ediyordu. Bizim anlamayan bakışlarımızı umursamadan ayağa kalkarak masaya gitti. Masadaki adamlardan biri de şaşkınlıkla Lalin’e dönmüştü.

“Senin burada ne işin var?” Lalin merakla konuştuğunda mavi gözlü adam yanındaki arkadaşını gösterdi. “Arkadaşımla buluştum. Senin burada ne işin var?” Diğer adam Lalin’e şaşkın ve muzip bir gülümsemeyle selam verdiğinde Lalin de başıyla ona selam verdi ve konuşmaya geri dönerek bizi gösterdi. “Ben de arkadaşlarımla buluştum,” dedi heyecanla.

Şaşırmış bir şekilde bakmaya devam ediyorduk. En son ağzımız açık bir şekilde bakmayı bırakmamız gerektiğini fark ederek selam verdik. Karşılıklı selamlaştıktan sonra Lalin konuştuğu adama döndü. “Güzel tesadüf oldu. Ben sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim. Görüşmek üzere.” Karşısındaki adamın hâlâ bizim gibi şaşkın olduğu anlaşılıyordu. “Görüşürüz,” dedi mavi gözlü adam.

Lalin masaya döndüğünde ona şaşkınlıkla bakmaya devam ediyorduk. Masal merakla Lalin’e döndü. “Ne oldu az önce?” Lalin heyecanla anlatmaya başladı. “Şimdi biz bu adamla, yani Deniz ile havaalanında tanıştık. Daha doğrusu üzerine kahve döktüm.” Masal gülmeye başladı. “Lalin sen sırf tanışasın diye bilerek dökmüşsündür o kahveyi.” Masal’ın cümlesi hepimizi güldürmüştü.

“Ee, şey… Normalde olsa bilerek dökebilirdim ama o zaman uykum vardı. O yüzden gerçekten yanlışlıkla döktüm. Sonra uçağa binmeyi beklerken biraz sohbet ettik. Şimdi de burada karşılaşınca bir selam vereyim dedim.” Eski günler aklıma geldiğinde kahkaha attım. “Lalin yine formunda!” Kızlarda gülmeye başladığında Kumsal durup eliyle Lalin’e öpücük attı. “Hiç değişmemişsin Lalinim benim, seviyorum seni!” Lalin de aynı şekilde ona karşılık verdi. “Bende seni Kumsalım!”

            Daha sonra sohbet etmeye ve tatlılarımızı yemeye devam ettik. Saat on iki gibi hepimiz yarın sabah buluşmak üzere vedalaştık. Restorandan çıkıp sahile doğru ilerledim. Kızlarla geçirdiğim bu güzel akşamı düşünmeye başladım. Sanırım aralarında en çok Lalin’i özlemiştim. O olaydan sonraki en yakın arkadaşım olmuştu Lalin. Eskiler aklıma geldikçe içimi buruk bir mutluluk kaplıyordu. Sahil kenarında ayaklarımı betondan aşağı sarkıtıp manzarayı izlerken birkaç saat böyle kalmak istedim. Açıkçası eve gidip uyumaktan, tekrar aynı kâbusları görmekten çok korkuyordum. Karşı yakayı izlerken yaşananları sorguladım. Kendime vicdan azabı çektiriyor olmam mantıksızdı, biliyordum. Tüm bu olanlar benim suçum değildi ama yine de bu durum canımı çok yakıyordu. Biraz daha deniz havasını içime çekip sakinleşmeye çalıştım. Bir süre sonra ayağa kalkıp arabaya binerek eve doğru ilerlemeye başladım. Düşünmek beni daha da kötü bir hale getiriyordu.

⛤⛤⛤⛤

Eve vardığımda düşüncelerimin ağırlığının vücuduma da yansıdığını hissediyordum. Hızlıca üzerimi değiştirip makyajımı sildikten sonra kendimi yatağın içine bıraktım. Komodinin üzerindeki telefonumu elime aldığımda kızlarla kurmuş olduğumuz gruba bir sürü mesaj geldiğini gördüm. Hepsi çok eğlendiğini ve yarın için çok heyecanlı olduklarını yazmıştı. Onlara katıldığımı söyledikten sonra telefonumu komodinin üzerine geri bıraktım. Bugün her ne kadar beni yormuş olsa da beklediğimden iyi geçmişti. Başlardaki gerginliğimin yerini rahatlığa bırakmasına sevinmiştim. Geçmişin kirli sayfalarını aklımdan çıkarabilmek için yarın yapacaklarımızı düşünürken kendimi sakin bir uykunun kollarına bıraktım.

Eveet, bölüm sonuna geldik! Sizinle kendi internet sitemde buluşabildiğim için çok mutluyum. Bölüm hakkındaki yorumlarınızı okumayı heyecanla bekliyorum. Uzun bir süreden sonra sizinle buluşabilmek inanılmaz bir his. Çok güzel sürprizlerle geri dönüyorum diyebilirim. Kurgularımla ve benimle ilgili gelişmeleri takip etmek isterseniz Instagram hesabıma (zeynepirembozten) beklerim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Çok seviliyorsunuzz🤍


Posted

in

by

Tags:

Comments

“Bilinmeyen Hayatlar – 1. Bölüm: On Yıl Sonra” için 4 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    Çok güzel olmuş

    Beğen

  2.  Avatar
    Anonim

    Great work!

    Beğen

  3. İsim Avatar
    İsim

    deneme

    Beğen

  4.  Avatar
    Anonim

    Merhaba

    Beğen

Düşüncelerini okumayı çok isterim!