Hoş geldiniz! Bölüm sonunda buluşalım, keyifli okumalar dilerim🤍
Bile bile girilen savaşlarda, pes etmeye hakkımız var mıydı?
“Uyku tutmadı mı?”
Büyük ve loş salonda Cenk’in şehri izlediğini gördüm. Dalgındı ve sorduğum soruyla daldığı düşüncelerden sıçramış, kafasını kaldırıp bana dönmüştü. “Tutmadı. Seni de tutmadı sanırım.” Burukça gülümserken salonun kapısında dikilmeyi bırakarak yanına gittim. “Kâbus gördüm… Sonra geri uyuyamadım.”
Cenk merakla, “Aslı’yla mı ilgili mi?” diye sordu. Yavaşça kafamı salladım, “Evet… Neden benim katilimi aramıyorsun, hâlâ bana kızgın mısın diye sordu sonra durdu ve Gece, bana yardım et dedi çığlık atarak.” Cenk omzumu sıvazladı. “Merak etme Gece, Aslı’nın katilini bulacağız.” Kafamı yavaşça salladım. “Bulacağız…”
Daha sonrasında biraz daha şehri izledik. Kızlar hâlâ uyuyordu çünkü saat baya erkendi. Gülümseyerek gözlerimi Cenk’e çevirdim. “Kahve yapayım mı? Hem kendimize geliriz hem de önümüzdeki süreçte ne yapacağımızı konuşuruz,” dedim. Alnına gelen siyah saçlarını eliyle arkaya atarken gülümsedi, “Olur içeriz. Yardıma geleyim mi?” dedi. Gülümsedim. “Olur, ben kahveleri yapayım sende dolaptan atıştırmalık bir şeyler çıkar bize.”
Ben kahveleri yaparken Cenk konuşmaya başladı. “Evini çok seviyorum Gece. Tüm odalardan İstanbul’u izleyebiliyorsun. Boş daire bulsam sana komşu olarak taşınacağım,” dedi ve güldüm. “Karşı komşum bir hafta içinde taşınmış olacak, bildiğim kadarıyla evi satmayı düşünüyorlar. Şu yeni yapılan siteden bir daire alacaklarmış. İstersen bir düşün oraya taşınmayı karşı komşu oluruz hem de.” Cenk de güldü. “Eski günlerdeki gibi.” Özlemle gülümsedim. “Evet. Eski günlerdeki gibi…”
Cenk’le çocukken karşı komşuyduk. Ailelerimiz dosttu. Yıllar süren tanışıklığımız ve dostluğumuz buradan geliyordu. Bu sırada aklıma dün akşam geldi. Merakla Cenk’e döndüm. “Dün ben ne ara uyudum? En son film izliyorduk.” Cenk de neler olduğunu anlatmaya başladı. “Film izlerken uyuyakaldın, biz de seni uyandırmak istemedik. Ben seni odana götürdüm sonra da hepimiz odalarımıza dağıldık.”
Hatırlamaya çalıştım ama en son hatırladığım şey film izliyor oluşumuzdu, “Hiç hatırlamıyorum. Baya derin uyumuşum,” dedim. Cenk gülmeye başladı. “Normalde de derin uyuyorsun Gece, eve hırsız girse ruhun duymaz.”
Ben de bileğime taktığım tokayla saçlarımı özensizce toplarken gülmeye başladım. “Ama ne yapayım çok seviyorum uykuyu.” Söylediğinde haklıydı, eve biri girse ruhum duymazdı. “İyi ki geçen toplantı günü evin anahtarı bende vardı, yoksa çilingir falan çağıracaktım.” Ailelerimiz İstanbul’dan taşındığında bizi birbirimize emanet etmişlerdi. Bu yüzden evlerimizin anahtarı birbirimizde vardı. Kahveleri kahve makinesine yerleştirirken gülerek konuştum, “O gün de uyandırmıştın beni yoksa geç kalacaktım. Sağ ol,” dedim. Cenk küçük kekleri tabağa koyarken, “Her zaman,” dedi içten bir gülümsemeyle.
Kahve makinesinin sesiyle ben kahveleri fincana doldururken Cenk’te atıştırmalık olarak çıkardığı küçük keklerle dolu tabağı salona götürüyordu. Kahveleri doldurduktan sonra fincanları alarak salona gittim. Cenk merakla, “Şüphelendiğin kimler var?” diye sordu. Bir süre sessiz kalarak düşündüm. “Aklıma kimse gelmiyor açıkçası. Üzerinden on yıl geçti ve biz Aslı’yla ölümünden bir ay önce küsmüştük. Yani o bir ay içinde hayatına kimler girdi bilmiyorum. Tek bildiğim çevresini çok fazla genişlettiği ve yeni insanlarla tanıştığı… Belki onlardan biriyle bir sorun yaşadı ya da tanıdığımız biri. Sen biraz inceledin sanırım dosyayı, ne düşünüyorsun?” diye merakla sordum.
Cenk de düşüncelere dalmıştı. Biraz düşünüp kahvesinden yudumlarken sabırla onun konuşmasını bekledim. Elini saçlarına atıp karıştırdıktan sonra konuşmaya başladı. “İlk beni aradığında ve sorguya girdiğimde Masal’a birinin suç atmak için bunu yaptığını düşündüm. Dün ki konuşmadan sonra onun suçsuz olduğuna inandım ama bilmiyorum, emin değilim… Hepiniz o sınıfa girmişsiniz ama bir tek Masal’ın sınıfa girdiği görüntüler var, ona iftira atıldığını düşünmemizi istediği için de o kamera kayıtlarını ortaya çıkarmış olabilir. Çünkü kamera kayıtlarından hemen önce ortaya yeni bir tanık çıkmış. Belki de kendini korumak için böyle bir hamle de bulundu. Ya da… Gerçekten suçsuz. Bilmiyorum. Aklımda çok fazla olasılık var,” dedi ve derin bir ‘of!’ çekti.
Dedikleri kulağa mantıklı geliyordu. “Olabilir. Dünden sonra Masal’a karşı olan şüphelerim azalmıştı fakat bu dediklerinde mantıklı. Şu an kafam o kadar karışık ki… Herkesten şüphelenebilirim bu süreçte. Senden bile,” dedim komik bile olmayan bir espriyle.
“Gerçekten mi? Size inanamıyorum!” Duyduğumuz sesle sıçradık. Bu ses Masal’a aitti. Konuştuklarımızı duymuş olmalıydı. Delirmiş gibi bağırmaya başladı. “Ya size ben daha nasıl kanıtlayabilirim kendimi? Neden öldüreyim Aslı’yı? Siz aklınızı mı kaçırdınız ya!”
Cenk onu sakinleştirmek adına, “Masal biraz sessiz, kızlar uyu-” derken Masal aldırmadı ve bağırarak konuşmaya devam etti. “Sessiz falan olmuyorum! Gerçekten o kamera kayıtlarını benim gönderip kendimi suçsuz göstermeye çalışacağımı mı sanıyorsun Cenk? Siz delirmişsiniz. Tekrar söylüyorum, Aslı’yı ben öl-dür-me-dim! Ben öldürsem neden beni suçlu gösterebilecek bir görüntüyü polislere göndereyim, oradan bakınca aptal gibi mi gözüküyorum?”
O sırada Kumsal ve Lalin salona geldi. “Ne oluyor burada?” diye sordu Lalin. Masal öfkeyle kızlara döndü ve bağırmaya devam etti, “Gece ve Cenk dün konuşmuş olmamıza rağmen beni suçluyor. Ayrıca bunu yüzüme karşı değil, arkamdan, herkesten gizli bir şekilde yapıyor.” Bize döndü ve suçlayıcı bir şekilde baktı. Kumsal da bana dönerek sinirle konuşmaya başladı. “Bu doğru mu Gece?” Gerçekten sinirlenmiştim. Kendimi daha fazla tutamayarak bende bağırmaya başladım.
“Masal, ben senin arkandan konuşmadım, bunları senin yüzüne de söyledim. Ayrıca kimsenin arkasından iş çevirdiğimiz falan yok. Sen mışıl mışıl uyurken ben kâbuslar gördüğüm için uyuyamadım!”
Lalin de konuşmaya başladı. Kızlara göre biraz daha sakindi. “Masal haklı gibi Gece, konuşacaksanız bile bizi beklemeniz daha iyi olurdu. Sonuçta hepimiz arıyoruz Aslı’nın katilini. Ayrıca bence dün Masal’da Kumsal’da kafamızdaki soru işaretlerini giderdi,” dedi.
İyice kendimi kaybetmiştim. Bağırmaya devam ettim. “Gerçekten mi? Şimdi suçlu ben mi oldum? Aslı benim rüyalarıma giriyor! Burada oturup birilerini bekleyerek zaman kaybedemem. Onun katilini bir an önce bulmam lazım, her kimse onu bulacağım ve doğduğuna pişman edeceğim!”
Yine kriz geçirmeye başlamıştım. Başım dönüyordu. Masal tekrardan bağırmaya başladı. “Biz istemiyor muyuz Aslı’nın katilinin bulunmasını? Böyle yaparak hiçbir şeyi çözemeyeceksin! Beni, bizi suçlayarak her şeyi mahvedeceksin.” Tam ona cevap vereceğim sırada baş dönmem hızlandı ve sendeledim. Düşmemek için Cenk’in koluna tutunduğumda Cenk’te beni tutarak düşmemi engelledi ve korkuyla, “İyi misin?” diye sordu.
Sakinleşmeye çalışarak birkaç saniye gözlerimi kapattım ve derin nefesler aldım. “İyiyim, başım döndü sadece.” Masal, beni umursamadan sinirle konuşmaya devam etti. “İyidir. Haklı taraf olabilmek için güzel bir taktik kötüleşme numarası yapmak!” Gerçekten böyle mi düşünüyordu? Sağlık sorunlarım olduğunu söylememe rağmen… Cenk araya girerek konuşmaya başladı. Ses tonundan ve mimiklerinden sinirlendiğini anlayabiliyordum. “Masal ileri gidiyorsun. Ben Gece’nin anksiyete yüzünden yıllarca neler yaşadığını bizzat kendim gördüm. Tamam ettiğiniz kavgalar sizin aranızda ama lütfen birbirinize karşı kırıcı olmayın. Burada hepimizin amacı aynı ve ben bir avukat olarak tüm ihtimalleri göz önünde bulundurmaya çalışıyorum. Sizlerin sinir anında birbirinize karşı söylediğiniz sözler yüzünden ileride ‘keşke demeseydim’ pişmanlığını yaşamanızı istemem. Aslı’yı düşünün, ona söylediğiniz sözleri veya küskünlüğünüzü şu an düzeltebilir misiniz?” dedi kızların hepsine bakarak.
Bu sırada baş dönmem dahada şiddetlenmeye başladı. “Ben-” Cümlemi tamamlayamadan gözlerim kararmaya başladı ve kendimi uçsuz bucaksız bir karanlığın içinde buldum…
MASAL
Kızlar ve Cenk, Gece’yi hastaneye götürürken bende kaldığım otele gitmek için taksi çağırdım. Taksiyle otele doğru ilerlerken kulaklıklarımı takarak camdan dışarı izleyip düşünmeye başladım. İstanbul’a gelirken gerçekten güzel bir ay geçireceğimi ve dostum dediğim insanlarla özlem gidereceğimi düşünüyordum ama Gece’nin beni suçlu olarak görmesine hâlâ çok kızgın ve kırgındım. En çok kırıldığım ve şok olduğum şey benim bir insana zarar vereceğimi düşünebilecek olmasıydı. Oysaki buraya geldiğimde onun cidden beni özlediğini ve sevdiğini düşünüyordum çünkü ben onu çok özlemiştim. Sinir ve kırgınlıkla boğuşurken taksinin otelin önünde durmasıyla daldığım düşüncelerden çıktım ve taksi ücretini ödeyerek arabadan indim.
Otele girerek asansöre bindim ve odama çıktım. Gerçekten moralim çok bozulmuştu. Yatağıma uzanarak gözlerimi kapattım ve tüm bunların kötü bir kâbus olmasını diledim. Çantamdaki telefonumun zil sesini duyduğumda kızlardan birinin aradığını bildiğim için bakmadım. Telefon ısrarla çalmaya devam edince uzandığım yataktan doğrularak yere attığım çantama yöneldim ve telefonumu çıkardım.
Arayan kişi Kumsal’dı. Telefonumu açarak kulağıma götürdüğümde Kumsal bağırmaya başladı. “Neredesin sen? Ne olursa olsun arkadaşın bayıldı ve sen çekip gittin! Arkadaşlığın bu kadar mı?” Bitkin bir halde konuşmaya başladım. “Bana dediklerini duymadın sanırım Kumsal.” Kumsal sinirle konuşmaya devam etti. “En azından insan bir arayıp durumunu sorar. Belki de Gece gerçekten haklıdır!” Tam cevap vereceğim sırada telefonu yüzüme kapattı. Aralarında bana en yakın olan insan, Kumsal benim katil olabileceğimi mi düşünüyordu? Bu duruma daha da sinirlenerek çantamı aldığım gibi kendimi otel odasından dışarı attım.
Sahil otele yakın olduğu için yürüyerek sahile gittim. Ayakkabılarım çıkardım ve ayaklarımı soğuk betondan aşağıya sarkıtarak oturduğumda telefonum tekrardan çalmaya başladı. Bir suçlamayı daha kaldıramayacağım için çantamdan telefonumu alarak kapattım.
GECE
Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey beyaz oda duvarlarıydı. Gözlerimi kırpıştırarak ne olduğunu ve nerede olduğumu anlamaya çalışırken hastanede olduğumu anladım. Cenk, Kumsal ve Lalin telaşla bana bakıyordu. En son Cenk ile konuştuğumuzu ve Masal ile kavga ettiğimizi hatırlıyordum. Sonrasında gözlerim kararmıştı.
Doğrulmaya çalışırken Lalin beni yavaşça tuttu. “Serum var. Dikkat et,” dedi uyararak. Dikkatlice doğrulduktan sonra kendime gelmeye çalıştım. O sırada Kumsal bağırarak birini aradı. Konuşmalarından anladığım kadarıyla Masal ile konuşuyordu. “Tamam Kumsal, sakin ol,” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım ama daha da sinirlendi. Birkaç dakika sonra tamamen sakinleşmişti ve özür dilemek için Masal’ı aradı ama Masal telefonunu açmadı.
Lalin ortamı yumuşatmaya çalışarak konuşmaya başladı. “Serum bitene kadar birer kahve içelim mi? Kendimize geliriz.” Hepimiz onu onayladıktan sonra Cenk, “Ben alırım,” diyerek kapıya yönelmişti ki Lalin onu durdurarak kapıya ilerledi. “Ben alayım, biraz kendime gelmiş olurum.” Kumsal’da Lalin’in ardından, “Ben de biraz bahçeye çıkacağım. Hava almam lazım,” diyerek hızlıca odadan çıktı.
Onlar gittikten sonra odada Cenk’le baş başa kalmıştık. Sedyenin yanındaki koltuğa oturdu elimin üstüne elini koydu başparmağıyla hafifçe okşayarak, “Nasılsın?” diye sordu. Hafifçe gülümsedim. “İyiyim, sadece bu serumlardan nefret ediyorum. O kadar ağır ki allak bullak oldu kafam.”
Cenk elimi sıkarak, “Olsun o kadar, sen iyi ol da,” dedi içten bir sesle. Esnedim, “Yorgunum,” dedim. Cenk bu halime burukça gülümsedi, “Uyu biraz dinlen. Hızlıca kendine gel güzelim.”
Serumdan dolayı çok rahat hareket edemiyordum. Bunu fark ederek rahatça yatmama yardımcı oldu. Işığı kapattıktan sonra tekrardan elimi tutarak konuştu. “İyi uykular, bir şey olursa buradayım hep burada olacağım merak etme, dinlen sen,” dedi.
Kocaman gülümsedim ona, iyi ki yanımdaydı. “Teşekkürler, iyi ki varsın… Teşekkür ederim her şey için. Seni çok seviyorum.” O da gülerek bana karşılık verdi. “Ne yaptım ki? Asıl ben teşekkür ederim Gece, hayatıma renk kattığın için. İyi ki varsın. Bende seni çok seviyorum.” Daha sonrasında gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
⛤⛤⛤⛤
Masal, Lalin, Kumsal, Gece ve Cenk yaşadıkları şeylerin ağırlığını üzerlerinden atmaya çalışırken o hastanede yanlışlarını kendi yöntemiyle çözmeye çalışan iki kişi daha vardı. Deniz ve Burak…
MASAL
Yaşadıklarım bana ağır geliyordu. On yıl öncesi geçmişti ve geçmişte kalmalıydı. Katil olmamama rağmen arkadaşlarımın gözünde suçluydum ve zaten yaşananların yükü omuzlarımda ağırlık yaparken haksız yere suçlanmanın yükününü de sırtlayamazdım. Gözyaşlarım benden istemsiz gözlerimden dökülüp soğuk denizle buluşurken düşündüğüm tek şey kendimi bu gözyaşı denizine bırakmak ve omzumdaki tüm yükten kurtulmak ve rahatlamaktı.
Biliyorum yanlıştı, kötüydü, doğru yol değildi ama başka bir çıkış yolu göremiyordum. Tüm bunları kaldırabilecek kadar güçlü değildim eğer olsaydım on yıl önce Aslı’nın katilini aramaya başlardım… On yıl önce de yapamamıştım şimdi de yapamıyordum. Sanki tek yol hayatıma son vermekmiş gibi hissediyordum ve bu sağlıksız düşünce zihnimde daha da mantıklı bir hale geliyordu. Kendimi hafifçe öne ittim fakat daha fazlasını yapamadım, içimde iki taraf çatışmaya girmişti. Biri ölümün kurtuluş olduğunu söylerken diğeri bu hayatta kalabilmek için her şeyi yapabilecek durumdaydı. Gözyaşlarım yanaklarıma süzülürken histerik bir kahkaha attım. Son bir ayda aklımı yoklayan ölüm düşüncesi denemeye gelince aklımdaki kadar keskin olamıyordu, kendimle çelişiyordum ve belki de ölmeyi bile beceremiyordum. Ağlamam şiddetlendiğinde bir ses duydum.
“Neden ağlıyorsun güzel kızım?”
Yanıma oturan ablayı yeni fark ettiğimde sakinleşmeye çalışarak ona döndüm. “Hayatım kaydı abla… Tam on yıl önce, hayatım kaydı,” dedim gözyaşlarımın tuzlu tadını hissederken. Abla bir eliyle yanağımdaki gözyaşlarını sildi ve burukça gülümsedi, “Anlatmak istersen dinlerim güzel kızım.” Durdurmayı beceremediğim gözyaşlarımın arasında gülümsedim. “Anlatayım hem zaten belki de son konuşmam olacak bu…” dedim.
Kendimi biraz olsun sakinleştirebildiğimde her şeyi anlatmaya başladım. “On yıl önce, beş kişilik bir arkadaş grubumuz vardı. İçlerinden birisiyle, kavga edip aramızdaki bağı kopardık. Gençtik, hatalar yapmaya müsaittik ve Aslı’nın -bizimle bağını koparan kızın- ailesiyle ilgili ciddi sorunları vardı, o da kendi çapında haklıydı. Bir yerden sonra tüm bunları kaldıramıyor olması çok normaldi.” Hiç tanımadığım bir kadına böyle şeyleri anlatmak kolay gelmişti.
“Biz küstükten bir ay sonra Aslı öldürüldü. Bizim de orada olduğumuz, tanıştığımız dershanede camdan aşağı itildi. O dönemki ağır soruşturmalar, küs gitmemizin ağırlığı derken biz daha fazla kaldıramadık ve Aslı’nın katilini aramaya çalışmadık, hiçbir şey yapmadık…”
Hıçkırıklarım cümlelerimin yerini doldurduğunda durmak zorunda kaldım. Abla ise sessizce sakinleşmemi bekliyordu. Biraz sakinleştikten sonra anlatmaya devam ettim. “Sonra hepimiz kendimize hiçbir şey olmamış gibi yeni hayatlar kurduk, üçümüz bu şehirden hatta bu ülkeden taşındı. Hepimiz kendi işimizi kurduk ve bir şekilde ayaklarımız üzerinde durmaya çalıştık. Bu süreçte iletişimi hiç koparmadık. On yıl sonra yani bugünlerde tekrardan yüz yüze buluşma kararı aldık. Dün Aslı’yı öldürme şüphesinden gözaltına alındım. Aslı’nın camdan aşağı itildiği sınıfın katındaki kameralar çalışmıyordu. Şimdi ise benim sınıfa girme görüntüleri ortaya çıkmış. Ben o gün sesleri duyduğum için o sınıfa girdim, aşağı baktığımda Aslı’yı gördüm… Onu itmedim, öldürmedim. Ama bu arkadaş grubumdan biri olan Gece, beni sınıfa girerken görmüş. Benden şüpheleniyordu. Onu da arkadaş grubundan bir diğer arkadaşım sınıfa girerken görmüş… Kısacası hepimiz Aslı öldükten hemen sonra o sınıfa girdik ve birbirimizi görüp şüphelendik. Ama ben gerçekten onu öldürmedim. Açıkçası ne olursa olsun kızlarında yaptığını düşünmüyorum. On yıl sonra soruşturma açılınca hem vicdanen hem de Aslı’ya bunu borç bildiğimizden dolayı katili araştırmaya karar verdik. Bugün Gece ve onun yakın arkadaşı olan, avukatımız Cenk’i konuşurken duydum. Benden şüpheleniyorlar. Kavga ettik ve o gruptan en yakınım olan arkadaşım Kumsal da benim katil olabileceğimi söyledi. Artık tüm bunları kaldıramamaya başladım! Yaşayacak gücü kendimde bulamıyorum abla!”
Tekrardan acı bedenimi esir aldığında ağlamam şiddetlendi. Abla omzumu sıvazladı. “Kızım, ölüm hiçbir şeye çare değil. Evet, bu lanet hayat bir çöplük, çoğumuza kötü ve acımasız ama öldükten sonrasının buradan daha iyi olup olmadığını bilmiyoruz. Hayat risk almaya değer ama ölüm… Ölümde aldığın risk kötü bir sonuç doğurursa bir daha düzeltemezsin kızım, ölümün geri dönüşü yoktur. Katilin sen olmadığını kendin biliyorsan, vicdanen rahatsan ve arkadaşın için yapman gereken son vazifeni yapmak istiyorsan seni engelleyen sen dışında hiçbir şey yok. Önce arkadaşlarınla sakince konuşmayı dene, olmuyorsa kendin devam et araştırmana. İllaki ortaya çıkacak katil. Arkadaşların sana inanmadıysa bile gerçek katili gördüklerinde inanacaklar. Fakat şu an ölürsen kendine ve katilinin bulunmasını bekleyen arkadaşına yazık etmiş olacaksın.
Tüm bunlardan sonra önünde çok güzel bir hayat olacak kızım. Bu dünya her ne kadar acımasız olsa da bazen bir bakıyorsun çok güzel bir şey çıkıyor ortaya. Aniden, sessizce… Hem bak belki de benim senin karşına çıkmam yaşaman için bir işarettir. Belki de onun sana ‘Dur, daha yolun ve zamanın var!’ deme şeklidir. Ağla, üzül, kız, sinirlen, patla hatta isyan et ama gitme, ölme… Daha zamanın var kızım, bu dünyada hakkın olan nefesin daha var. Yazık etme kendine, pişman olma. Acının seni kanatları altına almasına izin verme. Aldığın her nefesin tadını çıkar, inan bana buradan gitme zamanına yaklaştığında geriye dönebilmeyi her şeyden çok isteyeceksin. Senin yerinde olabilmek isteyen milyonlarca insan varken yapma. Canının ve sağlığının değerini yok sayma, görmezden gelme,” dedi saçlarımı okşayarak.
Abla haklıydı. Maalesef ki haklıydı… Hayat vazgeçmek için değil savaşmak için vardı. Canımız yana yana direnmeyi öğrenmemiz gerekiyordu. Savaşa savaşa, yaşayarak öğrenmeliydik, bazen çok zor olsa da yaşamalıydık. Bedenen değil ruhen yaşayabilmek için savaşmalıydık belki de. Acılarımızın ruhumuzu öldürmesine izin vermemeliydik. Bu savaşta korumamız gereken en önemli şey ruhumuzdu sanırım. En azından şimdilik yaşamaya çalışacaktım, yaşamak için çabalayacaktım. Belki de ablanın dediği gibi karşılaşmamız bir işaretti. Yaşamam için çabalamam için savaşmam için…
“Teşekkür ederim abla, az önce çok şey değiştirdin.” Abla gülümsedi. “Ne yaptım ki kızım, asıl ben teşekkür ederim. Farkında olabildiğin için beni kale alıp dinlediğin için.” Sarıldık. Bu konuşma bana gerçekten iyi gelmişti. “Ben seni daha fazla tutmayayım abla, saat geç oldu.” Abla gülümsedi. “Ben de seni tutmayayım kızım, bir an önce arkadaşlarınla konuş. Memnun oldum tanıştığımıza.” Burukça gülümsedim ve tekrardan sarıldım. “Asıl ben memnun oldum abla.”
İkimizde kısa sarılmamızdan sonra ayaklandık ve zıt yönlere ilerledik. Az önce hiç tanımadığım, ismini bile bilmediğim bir insan hayatımı kurtarmıştı. Gerçekten hayatta karşımıza ne çıkacağı belli olmuyordu, bir daha karşılaşır mıyız bilemezdim ama o abla sanırım benim hayatımdaki görevini ve yerini tamamlamıştı. Umarım birileri de ona bana iyi geldiği gibi iyi geliyordur. Tüm bu düşüncelerimin karmaşıklığı arasında onlarca cevapsız çağrı bırakmış olan Kumsal’ı aradım. Bu sefer daha sakindi, hastanenin ismini ondan öğrendikten sonra telefondan hızlıca taksi çağırdım ve hastaneye gitmek için yola çıktım.
Kalabalık insanların arabaların arasından geçerken hayatı düşünmeyi bırakamıyordum. Camdan dışarıyı izlemeye başladım, herkesin derdi ve hayatının merkezi olan olay farklıydı. Herkes istese de istemese de bir şekilde yaşamaya çalışıyordu. Gözükenin aksine hayat kısaydı. Yaşanmışlıkların ağırlığını bir yerde bırakabilmeliydik, en azından bir süreliğine. Bir dakikalığına, bir saatliğine, bir ömürlüğüne…
Düşüncelerimle boğuştuğum ve bol bol insanları izlediğim taksi yolculuğunun sonunda hızlıca Gece’nin yanına çıktım. Ne diyeceğimi bilemediğim için kapının önünde biraz bekledim. Hepimiz sakinleşip araştırmaya en kısa sürede başlamalıydık. Bu zamana kadar çok geç kalmıştık ve artık bir yerden başlamamız gerekiyordu. Sonrasında Gece’yle de konuşmalıydım. Ne olursa olsun Gece’nin bir kriz daha geçirmesini istemiyordum. Söylediğim şeyleri anlık bir sinirle söylemiştim, onunda anlık bir sinirle ve yaşadıklarının ağırlığıyla söylediğine inanmak istiyordum. Bu yüzden onunla konuşacaktım. Belki o da kendi açısından haklıydı, hepimizin psikolojisi darmadağın olmuştu ve artık kaldıramıyorduk. Katil her kimse onu bulduğumuz an kimse elimden alamayacaktı, hayatımı, hayatımızı mahvetmişti.
Aklım almıyordu, bir olay insanların hayatını nasıl bu kadar etkileyebilirdi? Her şey; geçmiş, gelecek, şu an nasıl tek bir olayla değişebilirdi? Aslı’nın ölümüyle hem bizim hayatlarımız hem de Aslı’nın hayatı, hayalleri toprağa gömülmüştü. Aslı’yı bir daha geri getirip hayatını ona veremezdik ama onun için yapmamız gereken son bir şey vardı, hayatının karşılığı bu değildi ama onun bir nebze rahat uyuması için katilini bulmamız gerekiyordu.
Derin bir nefes aldım, “Gece, özür dilerim. Bu olay hepimizin sinirlerini alt üst etti ve düşüncelerimizi saklamanın ağırlığı hepimizi birbirimize düşürdü. Katil gerçekten ben değilim, içimizden birinin olduğunu da düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum. Bu yüzden zamanımızı bu kavgalarla harcayalım istemiyorum. Bunu bir tek sana değil, hepimize diyorum. On yıl içinde herkes birbirini suçladı ama bence işin içinde başka biri, başka bir şey var. Eğer aramızdan biriyse en sonunda ortaya çıkaracağız zaten. Tek istediğim bir an önce araştırmaya başlayıp katili bulabilmek. Bu zamana kadar durduğumuz, sustuğumuz için hepimiz vicdan azabı çekiyoruz. Geçte olsa Aslı’nın katilini bulup onu huzura kavuşturalım artık,” dedim dolan gözlerimle.
Gece de benim gibi dolu gözlerle yavaşça ayağa kalkıp bana sarıldı, “Haklısın. Bu zamana kadar aklımda sana karşı kendime bile itiraf edemediğim bir şüphe vardı. Fakat şu an katil olmadığını düşünüyorum, güvenimi boşa çıkarmayacağına inanıyorum. Dediğim gibi artık tüm bunları bir kenara itip araştırmaya başlayalım. Bu saatten sonra da birbirimizle ilgili bir sıkıntı veya şüphe olursa konuşalım,” dedi.
Kızlarda bize katılmıştı. Sarıldık ve Gece daha fazla ayakta duramadığı için sedyeye geçti. Önümüzdeki günlerde neler yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Daha sonra Lalin, “Ben susadım, su almaya gidiyorum. Sizde ister misiniz?” diye sordu. Sadece Gece su istemişti. Lalin de onu onayladıktan sonra su almak için kantine indi.
LALİN
Kantine inip kendime ve Gece’ye su aldım. Odaya dönmek için yürürken arkamdan adımın seslenilmesiyle o tarafa döndüm. Geçen gün restoranda ve buraya gelirken havaalanında tanıştığım Deniz buradaydı, şaşırmıştım. Adımlarımı hızlandırarak yanına gittim. “Deniz, ne işin var burada?” Yanında geçen gün gördüğüm arkadaşı da vardı. O da beni gördüğüne şaşırmış gibiydi. “Arkadaşım, Burak biraz rahatsızlandı da onun için gelmiştik. Asıl senin ne işin var burada?” Olanları kısaca özet geçtim. “Arkadaşlarımdan biri, Gece hastaneye kaldırıldı, o yüzden geldim.”
Deniz de meraklanmıştı. “Ciddi bir şey mi? Çok geçmiş olsun,” dedi. Gülümsedim. “Yok, şu an durumu iyi.” Yanındaki arkadaşı Burak’ta gülümsedi, “Geçmiş olsun.”
“Teşekkürler,” dedim.
Deniz gülerek konuşmaya başladı. “Çok sık karşılaşıyoruz, yoksa bu, evrenin sana kahve ısmarlamam için bana bir işareti mi?” Gülmeye başlayıp, “Olabilir,” dedim. Burak’ta bize gülüyordu. “Eğer işin yoksa gel otur,” dedi Deniz. “Su almıştım arkadaşıma. Onları götürüp geleyim sen bana kahve ben size tatlı ısmarlarım. Hastane tatlısı ne kadar olursa artık,” dedim kıkırdayarak.
Deniz cebinden telefonunu çıkardı. “Olur ama biz birazdan doktorun yanına çıkacağız. İstersen numaranı ver haberleşiriz,” dedi. Ben de, “Tamam,” diyerek telefonunu aldım ve kendi numaramı kaydettikten sonra gülümseyerek ona verdim. “Sen beni çaldır ben numaranı kaydederim,” dedim. O da gülümsedi. “Tamamdır. Haberleşiriz o zaman,” dedi.
“Haberleşiriz. Geçmiş olsun bu arada,” dedi adının Burak olduğunu öğrendiğim çocuk ardından tebessüm etti. Ben de ona tebessüm ederek, “Teşekkürler,” dedim ve vedalaştıktan sonra Gece’nin kaldığı odaya doğru yürümeye başladım.
Odaya geldiğimde Gece’ye suyu uzattım. “Nerede kaldın? Alt tarafı bir su alıyorsun Lalin,” dedi Gece gülerek. Kantinde neler olduğunu anlatmaya başladım heyecanla.
“Geçen karşılaştığım, havaalanında tanıştığım çocuk var ya, Deniz, yine onunla karşılaştım. Arkadaşı rahatsızlanmış o yüzden hastaneye gelmişler. Konuştuk biraz. Bana kahve ısmarlayacak, sen iyiysen ben kantine ineyim mi?” dedim heyecanımı kaybetmeden. Hepsi şaşırmıştı.
Gece gülmeye başladı. “Ben iyiyim, sen in,” dedi. Hepsi kahkahalarla gülüyordu. Dudağımı büzerek onlara baktım. “Canım arkadaşlarım neye güldüğünüzü bana da söyleyebilir misiniz?” dedi Masal bir yandan tatlı tatlı gülüyor, bir yandan soruma cevap veriyordu. “Hiç… Ne bileyim bu aralar ne çok karşılaştınız, fazla tesadüf olmadı mı?”
Haklı olabilirdi ama umurumda değildi. Deniz ile konuşmak beni sebepsiz bir şekilde mutlu ediyordu. Omuz silktim. “Ne bileyim, dünya küçük derler işte. Ben gidiyorum artık iyiyseniz, haberleşiriz,” dedim ve cevap vermelerine izin vermeden odadan çıktım. Hızla kantine doğru yürümeye başladım.
Kantinin kapısına geldiğimde telefonumun titremesiyle gelen mesajı gördüm. Kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. Sohbete girerek baktığımda mesajın Deniz’den geldiğini anladım. İşi çıktığı için gitmek zorunda olduğunu, en kısa zamanda bir kahve içmek için buluşmak istediğini yazmıştı. Moralim biraz bozulmuştu. Ben de cevap yazdıktan sonra biraz hava almak isteyerek bahçeye doğru yürüdüm. Boş banklardan birine oturarak gökyüzünü izlemeye başladım. Gün daha yeni ağarıyordu. Hayat ne tuhaftı. Hayatıma birçok insan girip çıkmıştı. Bazıları hayatımda olduğu zamanlarda çok değerliydi, önemliydi ama şimdi hiçbiri yoktu. Belki beni unutmuşlardı bile. Belki şimdi yolda karşılaşsak birbirimizi tanımazdık ama hayatımın bir kısmında değerli olmuşlardı.
Hayatta her şeye alışmış, hep neşeli görünerek acılarımı ve kalbimi insanlara kapatmıştım ama insanların gelip geçmesine alışamamıştım. Arabada yolculuk yaparken sokak lambalarının hızlı hızlı gelip geçmesi gibiydi insanlar. Gelir geçerlerdi. Yaşarken yavaş ama büyük resme bakınca hızlı. Esen rüzgâr saçlarımı dağıtırken üşüyerek hastanenin kapısına doğru ilerlemeye başladım. Gece’nin kaldığı odaya çıktığımda taburcu olduğunu gördüm. Cenk işlemleri halletmek için danışmaya gitmişti. O geldikten sonra Gece’ye yardım ederek hep birlikte hastaneden ayrıldık ve arabaya binerek eve doğru ilerlemeye başladık.
GECE
Hastaneden çıkıp eve geldikten sonra Kumsal ve Masal odalarına giderek uykuya dalmış, Cenk, Lalin ve ben de salona geçerek araştırmaya nereden başlayacağımızla ilgili konuşmaya başlamıştık. Hararetli konuşmamızın tam ortasında Cenk’in telefonu çaldı. Arayan özel numaraydı. Cenk telefonu açarak karşıdaki kişinin kim olduğunu sordu fakat cevap veren olmadı. Bir süre sonra telefon Cenk’in yüzüne kapattı. Ne olduğunu hiçbirimiz anlamamıştık.
Lalin gerginlikle Cenk’e döndü. “Aynısı bana da oldu. Şaka amaçlı yapıldığını düşündüm fakat sana da ben arandıktan bir gün sonra böyle bir telefon gelmesi tesadüf mü?”
Cenk de meraklanmıştı. “Bilmiyorum, işe bu telefonların kimden geldiğini araştırarak başlayalım o zaman,” dedi.Aslı’nın katilini bulmakta kararlıydık. Biraz daha konuştuktan sonra hepimiz kısa bir uyku çekmek için odalarımıza dağıldık. Uyumadan önce düşündüğüm tek şey şuydu; ne olursa olsun gerçekler elbet ortaya çıkardı, çıkacaktı…
Eveet! Bölüm sonuna geldik. Düşünceleriniz neler? Sizce gizemli telefonlar kimden geliyor? Bir sonraki bölüm tarihimiz: 11.07.2025
Bir sonraki bölümde görüşmek üzeree🥰
Düşüncelerini okumayı çok isterim!